Arama

Hikayeler ve Öyküler -2- - Sayfa 164

Güncelleme: 17 Şubat 2016 Gösterim: 594.398 Cevap: 1.812
GÜLGECELER - avatarı
GÜLGECELER
Ziyaretçi
21 Haziran 2008       Mesaj #1631
GÜLGECELER - avatarı
Ziyaretçi
ZEHİR

Sponsorlu Bağlantılar
Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar.İkisininde kişiliği tamamen farklıdır buda onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır.

Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev onun ve kayınvalidesi ile arada kalan esi icinde cehennem haline gelmistir.
Artık birşeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatcıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca hergün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek , böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.

Sevinç içinde eve donen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular . Hergün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehiri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diyede ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalideside çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgarları esiyordu.
Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti yaptiklarından pişman bir vaziyette baharatcı dükkanının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı, Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı.
Sevgili Li-Li dedi ;
Sana verdiklerim sadece Vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gercek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkca oda dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi.

Eski bir Çin atasozu şöyle der ;
Gül veren elde gül kokusu kalır.

Sevilen insan sevgisini insanlara veren insandır.

arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
21 Haziran 2008       Mesaj #1632
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Ege' de bir efsane vardir; " Hilal' in gözüktügü ilk gece, yildizlarin altinda denize dileginizi iletirseniz, deniz size mutlaka geri döner ve dileginizi yerine getirir... "

Sponsorlu Bağlantılar
Gülay, iskelenin ucuna dogru yürümeye basladi. Günes, batmaya hazirlaniyordu ve deniz oldukça dalgaliydi. Dalgalar zaman zaman iskeleyi asip, ayak bileklerini islatiyordu. Yavas ve donuk gözlerle, iskelenin ucuna kadar yürüdü ve durdu. Yavas hareketlerle oturarak ayaklarini denize birakti. Bacaklari islaniyor, arada bir gelen dalgalarla da baldirlarina kadar islaniyordu. Gözlerini kisarak ufuga bakti. Turuncu ve kirmizinin karisimindan olusan karisim, hafif hafif karanlik maviye karisiyor ve bulutlarin arasindan karsidaki adalar gözüküyordu. Gökyüzünde bulutlar simetrik bir sekilde duruyorlar ve çok hafif bir sekilde ilerliyorlardi.

Gülay bir Istanbul çocuguydu. Genç yasta asik olmus, okudugu üniversiteyi sevdigi adamla evlenmek için birakmisti. Çok kisa bir zamanda hazirliklarini tamamlamislar ve sade bir dügünle evlenmislerdi. Evliliklerinde, kimsenin çözemedigi bir mutluluk sirri vardi. Onlar hiç tartismaz, kavga etmez ve daima iyi geçinirlerdi. Herkes bunu kötüye yorsa bile, onlar böylesine mutlu ve huzurlu iki sene geçirmisler, ikibin sene daha geçirmeye yetecek kadar da yanlarinda sevgi biriktirmislerdi. Mutluluk sirlari esinin trafik kazasinda hayatini kaybetmesiyle son buldu. Gülay, adeta yikilmis ve erimisti. Kazadan aylar sonra bile halen esinin eve dönecegini düsünür, her aksam onu karsilamak için en güzel kiyafetlerini giyerdi. Gece oldugu halde halen esi eve gelmeyince, sinir krizleri geçirir, aglayarak sabahi bulurdu. Ailesi bir süre sonra Gülay' i yanina almisti. Daha sonralari iyice içine kapanan genç kadin, zamanla insanlarla konusmayi bile birakmis ve sadece dalgin dalgin düsünür olmustu. Böyle zor geçen 1 senenin ardindan Gülay psikolojik tedavi görmeye baslamis ve ilaçlarla yasamaya alismisti. Ilaçlar onu bol bol uyutuyordu. Uyandigi zamanlarda karnini doyuruyor, esine mektuplar yaziyor ve aksamlari erken saatlerde tekrar uykuya daliyordu. Bir süre sonra uyku ilaçlarinin müptelasi olan genç kadin, doktor tavsiyesiyle, ailesi ile birlikte Çanakkale' ye tasindi. Evleri Çanakkale yolu üzerinde bir köyün biraz uzagindaydi. Evlerinin hemen arkasinda yükselen yüksek daglar agaçlarla kapliydi. Evlerinin hemen önünde ufak bir bahçeleri ve deniz balkonlari vardi. Bahçenin önünde taslikla kapli bir sahil ve hemen ilerisinde deniz vardi. Gülay denize girmeyi çok sevmesine ragmen, buraya tasindiklarindan beri hiç denize girmemisti. Gündüzleri bahçedeki çiçekler ve agaçlar ile ugrasiyor, ailesinin sohbetlerini dinliyor ve aksamlari deniz balkonlarinda esine mektuplar yaziyordu.

Ayaklarina gelen suyun soguklugu ile irkildi. Hava iyice kararmaya yüz tutmus ve az önceki o güzel renk karisimi, yerini sise birakmisti. Deniz biraz daha durgunlasmis ve dalgalar yerini ufak çirpintilara birakmisti. Burada her insan mutlulugu tadabilirdi çünkü doganin güzelliklerini her saat görebilirdiniz. Sabahlari adeta bir havuz gibi sakin olan denizde yürüyerek bile baliklari seyredebilir, aksamlari çikan rüzgarlar ile ruhunuzun en derinliklerinde yolculuklara çikabilirdiniz. Fakat bunlar genç kadini mutlu etmeye yetmiyordu. O, esinin ölümüyle birlikte sanki bir yarisinida kaybetmisti. Gördügü her güzelligi ve tadina baktigi her mutlulugu onunla paylasmadigi sürece, ne anlami vardi bu güzelliklerin ? Içi her zamanki gibi, kara bulutlarla kaplanmisti. Ufukta görebildigi son noktayi seçmeye çalisiyor ve amansiz bir sekilde içinin yandigini hissediyordu. Bu acimasiz olay neden onun basina gelmisti ? Devamli mutlulugunun neden ve kimin tarafindan kiskanilip, yok edildigini düsünüyor fakat bir türlü düsüncelerini bir yere baglayamiyordu. Esini her düsünüsünde, ona bir daha dokunamayacagini, bir daha öpemeyecegini ve bir daha asla onun kokusunu koklayamayacagini farkediyor ve bu düsünce yüregini sikiyordu. Kurtulmak için çirpinsa bile kurtulamiyor, çevresinde ki herseyin bir çaresizlik çemberiyle sarildigini hissediyordu. Her gece uyurken, rüyasinda esi ile bulusacagini düsünüyor ve bu düsünce onun karanliklarinda, sicak ve parlak bir isik olusturuyordu. Bu ümitle uykuya daliyor, fakat bir türlü esini rüyasinda göremiyordu.

Rüyasinda onu görebilmek için bir çok yol denemis fakat hiç birinde basarili olamamisti. Bu onu gitgide dahada ruhunun derinliklerine götürüyor, saatlerce bos bos düsünmekten baska birsey yapmiyordu. Ailesi bu duruma çok fazla üzülüyor, biricik kizlarinin tekrar eski haline gelmesi için ellerinden geleni yapiyorlardi. Lakin hiç biri genç kadinin yüzünü güldürmüyordu, o sanki intihar etmeyi gururuna yediremediginden dolayi sadece yasamini sürdüren biri haline gelmisti. Bu durumdan nasil ve ne zaman çikacagini hiç kimse bilmiyor fakat bunun böyle sürüp gidemeyecegini tahmin ediyorlardi. Buraya geldiklerinden beri ilaçlarini da kullanmiyordu. Ailesi, onu ilaç kullandigi zamanlardan daha iyi görüyordu. Çünkü kizlari ilaç kullanirken devamli uyuyor, söylenen hiç birseyi anlamiyor ve daima hasta gibi oluyordu. Oysa simdi, sabah erken kalkiyor, bahçeyle ugrasiyor, deniz kenarinda oturuyor ve alisagelmis mektuplarini yaziyordu. Onlar için bu bile, oldukça iyi bir gelismeydi.

Gülay iskeleden kalkti ve eve dogru yürümeye basladi. Sahilde ki taslardan dolayi düzgün yürüyemiyor ve yalpaliyordu. Çocuklugundan beri buraya gelip gittiklerinden, denize dair olan tüm hikayeleri bilirdi. Yarin ay hilal seklini alacakti ve genç kadin bir dilek dileyecekti. Eve ulastiginda aksam yemegi hazirlanmisti. Sessiz bir sekilde yemegini yedi ve odasina çekildi. Yarin için içi umutla dolmustu. Kimbilir belki gerçekten deniz ona geri döner ve istegini yerine getirirdi. Bu düsüncelerin verdigi garip bir huzurla uykuya daldi.

Sabah uyandiginda henüz günes yeni doguyordu. Uzun zamandir yaptigi gevsek hareketlerin tersine, büyük bir çeviklikle yatagindan siçradi. Üzerini degistirip yatagini ve odasini topladi. Kahvaltisini yaptiktan sonra her zamanki gibi bahçedeki çiçeklerle ilgilenmeye basladi. Çiçeklerin hepsi bugün daha bir canliydilar. Gülümsemeyi unutan yüzü ile onlara gülümsedi ve her biriyle tek tek ilgilenmeye basladi. Diplerini temizliyor, sularini veriyor ve hepsine birer öpücük konduruyordu. Gülay' i balkondan izleyen annesi ve babasi birbirlerine sarildilar. Onu böyle görmek onlari çok mutlu etmisti. Aksama dogru genç kadin deniz balkonuna gitti ve büyük bir titizlikle kagidi önüne yerlestirip, kalemini çantasindan çikardi. Yazacagi her kelimeyi özenle seçmeliydi. Düsüncelerini netlestirdi ve yazisina basladi ;

" Sevgili Deniz,

Bilirsin, çocuklugumdan beri devamli seninleyim. Tatil için geldigimiz zamanlarda saatlerce seninle dans eder, Istanbul' a döndügümüzde devamli seni izlerdim. Sen kimi zaman durgun, kimi zaman neseli olurdun. Hep bunu çözmeye çalistim ve artik çözdügümü saniyorum. Sanirim sen aya asiksin deniz. Ne zaman ay çiksa, onun isiklarini alip, binlerce yakutmus gibi yansitiyorsun. Rüzgar ile konusuyor, kiyi ile oyunlar oynuyorsun. Aksamlari kimseye içini göstermiyor, adeta içine bakmaya çalisan olursa, sendeki aski göreceklermis gibi kendini sakliyorsun. Fakat sabahlari ayin yerini günese birakmasiyla birlikte durgunlasiyor, kendini unutuyorsun. Aksama kadar böyle zaman geçirip, aksam kendini aya hazirliyorsun. Kimi zamanlar rüzgar siddetleniyor ve bulutlar ayi kapatiyor. Böyle zamanlarda, sevdigini göremedigin için oldukça sinirleniyor ve içinde ne bulursan darmadagin ediyorsun. Ben senin öfkeni kiyilara vurdugun tekmelerden bile anliyorum denizim. Inan bana, belki de seni benden iyi anlayacak kimse yoktur...

Söyle bana denizim, bir gün ayin hiç bir zaman dogmayacagini anlasan ne yapardin ? Bir daha hiç yakamozlar olusturamayacagini, onunla olan sevginizin içinde olmasina ragmen onu asla göremeyecegini bilsen ne düsünür, ne hissederdin ? Eminim ki öfkeyle buralari yikardin ve bir daha hiç yüzün gülmezdi. Iste sevdigini kaybetmek böyle birsey denizim. Sen ayini asla kaybetmeyeceksin ama ben günesimi kaybettim. Onu her düsündügümde içim agliyor, yasam duruyor. Hiç bir sey yapmak istemiyorum. Bedenimi yirtmak ve gökyüzüne yükselmek, her neredeyse onu bulmak istiyorum. Lakin hiç bir sekilde onu tekrar göremiyor ve ona tekrar sarilamiyorum. Anlattiklarimi her gün az çok gözlerimden anladigini farzediyorum. Bu yüzden sana yazmaya ve senden yardim istemeye karar verdim denizim. Hilal' in göründügü ve senin en sevinçli oldugun bugün senden bir dilegim olacak. Beni sevdigime kavustur denizim. Bir defaligina bile olsa onu görmek istiyorum. Beni aydinlatan, nesemi yerine getiren ve zamanla hayatimin anlami olmus o gülümseyisini görmek istiyorum. Artik buralarda daha fazla onsuz kalmak istemiyorum. Ne olur denizim, beni onunla bulustur. Onu görmeme ve bir defacik dahi olsa sarilmama araci ol. Beni anlayacagini umud ediyor ve bana dilegim ile ilgili geri dönmeni bekliyorum.. "

Gülay, mektubunu dikkatle katladi ve gögsüne yerlestirdi. Aksam yemegini yedikten sonra iskeleye çikarak bir süre karanlikta hiç bir isigin meydana getiremeyecegi o güzel yakamozu izledi. Ardindan yasli gözlerle dilegini denize birakti ve gözlerini kapatti. Sanki deniz dilegini hemen yerine getirecek gibi hissediyordu. Sanki gözlerini açsa, sevdigini karsisinda görecek ve bu dogaüstü olaya deniz neden olacakti. Yavasça gözlerini açti ama sevdigini göremedi. Gözlerinden bir kaç damla yas, denize damladi. Genç kadin büyük bir hüzünle yürüyerek evine gitti ve kimsenin yüzüne dahi bakmadan odasina kapandi. Agladi, agladi, agladi.. Hayat, yasanilabilecek bir olgu olmaktan çikmis ve adeta bir çileye dönüsmüstü. Buna daha fazla sabredemiyordu. Fakat aksi yöndede yapabilecek hiç birseyi yoktu. Kalbi daraliyor ve nefes almasi zorlasiyordu. Derin derin nefes alarak kendine gelmeye çalisti fakat her nefes alisinda gögsü sizliyor adeta nefes alirken bedeni yirtiniyordu. Hiriltilar çikarmaya basladi. Hizli hizli öksürdü ve bir süre sonra kendine geldi. Oldukça halsiz kalmisti, yatagina uzandi gözlerini kapatti.

Gece uykusunda bir rüzgar hissetti. Galiba balkon kapisini açik unutmustu. Ama kalkip kapatabilecek hali de yoktu. Rüzgar ayaklarindan beline dogru ilerledi ve gögsünden basina kadar inanilmaz bir yumusaklikla esip gitti. Gülay, rüzgar ile birlikte muhtesem bir huzur duygusuna sarinmisti. Gözlerini açti. Gördüklerine inanamayip, gözlerini tekrar kapatip açti. Denizin ortasindaydi. Sahilden bir hayli uzakta olmasina ragmen evlerini zar zor görebiliyordu. Denizde yürüyebiliyor ve kosabiliyordu. Büyük bir sevinçle ordan oraya kosup durdu, kendince rüyasinin tadini çikartiyordu. " Gülay... " Duydugu sesle irkildi. Ses tam arkasindan geliyordu ve yillardir hasret kaldigi bir sesti. Hizla arkasini döndü. Kocasi yüzünde o bilindik gülümsemesiyle kendisine bakiyordu. Hiç birsey diyemeden, hasretle kocasina sarildi. Iste dilegi gerçek olmustu, onca zamandir basaramadigi seyi deniz basarmisti. Kocasinin kollarindan ayrilmadan tüm gücüyle onu *****. Kokusunu öylesine özlemisti ki, yillarca böyle durabilirdi. " Ah seni öyle özledim, öyle bekledim ki.. " Esi yanit vermeden onun yüzüne bakti. Gözlerinde hafif bir keder vardi. Genç kadin, gayet iyi tanidigi kocasinin yüzündeki gülümsemesinin ardina saklanmis, gözlerindeki kederi hemen farketmis ve onunda yillardir kendisini özledigini düsünmüstü. Onu görmenin verdigi sevinçle hiç birsey düsünemiyordu. Kocasina tekrar sarildi, onu tekrar kokladi. Hiç uyanmak istemiyor, kalan tüm yasami boyunca bu rüyanin devam etmesini istiyordu. Yillarin verdigi özlem ve hasretle saatlerce konustular. Birbirlerini ne kadar özlediklerini, birisinin olmadigi yasamda digerinin eksikliginin nasil hissedildigini anlatip durdular. Her ikiside heyecanli ve sevinçliydi. Bir o kadarda hüzünlüydüler. Genç kadin günes ufuktan yavas yavas dogarken, gözlerini bakmaya doyamadigi kocasindan alarak denize çevirdi ve aglamaya basladi. Kocasi " Aglama.. " dedi. Aglamamasi imkansizdi, birazdan uyanacak ve bu güzel gece sona erecekti. Bir ay boyunca yine kocasina hasret kalacakti. Ona hizli hizli yine mektup yazacagini, hiç durmayacagini, her ay hilali sabirsizlikla bekleyecegini söyledi. Kocasi elleriyle karisinin agzini kapatti. Gözlerinde garip bir bakis vardi. Gülay' i öptü. " Gitme desem de, gideceksin, fakat döneceginde unutma, burada seni bekliyor olacagim.. " dedi. Günes dogmustu, gülay artik uyanmasi gerektigini ve uyanmazsa ailesinin endiseleneceginden, onu zorla uyandiracaklarindan, bu güzel rüyanin sarsintilarla bitmesini istemediginden bahsetti. Ona son defa sarilarak, denizin üzerinden yürümeye basladi. Evine dogru yaklastikça yüregi sizliyordu. Ara ara arkasina bakiyor ve kocasinin orada bekledigini görmek içine tarifi imkansiz bir huzur veriyordu. Gözyaslari içerisinde sahile çikti ve evlerinin önündeki kalabaligi farketti. Biraz daha yaklasinca, kulaklari annesinin feryatlariyla çinladi..

" Gülay, Gülaaay, Gülaaaay.... "

soulpower - avatarı
soulpower
Ziyaretçi
21 Haziran 2008       Mesaj #1633
soulpower - avatarı
Ziyaretçi
KAŞIKÇI ELMASININ HİKAYESİ


Müverrih Raşit Beyden: 1699 yılında İstanbulda Eğrikapı çöplüğünde dolaşan baldırı çıplak takımından bir adam yuvarlak taş bulur.Bir yaymacı kaşıkçıya giderek üç tahta kaşığa değişir. Kaşıkçı götürür, bu taşı bir kuyumcuya 10 akçaya satar. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca beriki sus payı ister. Aralarında kavga çıkar. Mesele Kuyumcubaşıya akseder. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır. Fakat bu sefer de olayı sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken, mesele Padişaha akseder. Dördüncü Mehmet bir Hattı Hümayun ile elması Sarayı Hümayuna getirtir ve Saray elmastraşına verilir. Eğrikapı çöplüğünde bulunan taş işlenince meydana 48 kratlık nadide bir elmas çıkar. Kuyumcubaşıya Kapıcıbaşılık rütbesiyle bir kese bahşiş ihsan olunur.
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
23 Haziran 2008       Mesaj #1634
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Bir bilgenin ders halkasının müdavimlerinden biri, nice seneler sonra, halkayı terk etmişti. Haftalar aylar geçip adam ortalarda gözükmeyince, bilge kişi kendisini ziyarete karar verdi.
Mevsim kıştı, adam evde yalnızdı ve evin salonundaki büyük ocakta gürül gürül odun yanıyordu.
Bilgenin kendisini niye ziyaret ettiğini tahmin eden adam, üşümüş olan bilgeyi ocağın başına davet etti, kendisi de bir şeyler ikram etmek için mutfağa yöneldi.
Ocağın yanı başına oturan bilge, gelen ikramı kabul etti, fakat adama hiçbir şey demedi. Sanki adam evde yokmuş, sanki kendi evinde tek başına oturuyormuş gibiydi. Bütün dikkatini ocağa vermiş gözüküyordu.
Bilge, birkaç dakika sonra maşayı aldı, iyice köz haline gelmiş odunlardan birini ocağın bir kenarına koydu. Sonra minderine oturdu. Hâlâ bir şey söylemiyordu.
Kenara konmuş olan közün ateşi yavaş yavaş azaldı, sonra da söndü. Odada çıt çıkmıyordu. İlk baştaki selamlama hariç, bir kelime bile konuşulmuş değildi.
Bilge, gitmeye hazırlanırken, sönmüş közü aldı ve yeniden ateşin ortasına koydu. Köz, ateşle ve yanan odunların ısısıyla çabucak parladı.
Bilge ayrılmak için kapıya yöneldiğinde, ev sahibi:
-Sebebi ziyaretinizi anlıyorum dedi.
-Ateş dersiniz için de teşekkür ederim. Bundan sonra sohbetlerinizi hiç aksatmayacağım.
Selametle
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
25 Haziran 2008       Mesaj #1635
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Setenay Çiçeği


Birgün Nart kadını Setenay Guaşe Psıj'in kıyısına gitti. Orada yeşil dalları ırmağın üzerine eğilmiş uzun söğüt ağacının yanında olağanüstü güzellikte bir çiçek gördü. Işıl ışıl öyla parlıyorduki Stenay Guaaşe gözlerini alamıyordu. Sanki beyaz yaprakları sabah güneşinin parlak ışıklarında yıkanıyordu.

Setenay Guaşe çiçeği alıp götürdü ve evinin önüne dikti.

Ertesi sabah hemen çiçeğin yanıuna giden Setenay Guaşe onu tanıyamadı; dermansız düşmüş yaprakları buruşmuştu.

Çok üzüldü Setenay Guaşe.



Tekrar Psıj'in kıyısına gitti ve yine aynı çiçeği buldu, getirip evinin önüne dikti.

Fakat o da soldu!

nart kadını bu harika çiçekler onun yüzünden öldüğü için üzülüyordu.

Setenay Guaşe üçüncü kez ırmağa gitti. Bütün gün aynı çiçeği aradı. Sonunda akşama doğru onu buldu, yine evinin önüne dikti ve yatmaya gitti.

O akşam rüzgar gökyüzünde bulutları hareketlendirdi. Şimşek çaktı, gök gürledi ve ılık bir yağmur yağmaya başladı. Setenay Guaşe'nin kalbi sıkıştı: "zavallı çiçek, yağmur seni öldürecek!"

Sabaha doğru hava sakinleşti. İnsanın tenini okşayan bir güneş çıktı. Setenay Guaşe gözlerine inanamadı: Çiçek ışıldıyordu!

-Su çiçeğin canını kurtardı, diye bağırdı. -Su can gibidir.

Derlerki, insan ilk kez o zaman anladı suyun yaşam gücünü. Bu çiçek şimdi de Nart toprağında yetişiyor ve güzelliğiyle göz alıyor. Ona "Setenay çiçeği" diyorlar...
ik_ra - avatarı
ik_ra
Ziyaretçi
25 Haziran 2008       Mesaj #1636
ik_ra - avatarı
Ziyaretçi
teşekkürler ..güzel bir yazı üstüme alınıyorum çünkü benim adım setenay
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
26 Haziran 2008       Mesaj #1637
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Onu il kez orta 2 de görmüştüm. Gerçekten Çok güzeldi.Dümdüz saçları, ela gözleri vardı. İçimde acayip bir şey hissetmiştim. Ama o bana sadece bakmıştı. Benim sanki dünyam yıkılmıştı. Sonraki günler yin onu okulda göryordum.. Ama obana sadec Bakıyorduu. .
Onu düşünerek büyün yılı geçirmiştim.

Son sınıftaydım. Okulun ilk günüydü. Herkes birbiriyle selamlaşıyordu. Ben biraz geç gitmiştim. Zaten okulun ilk günüydü. Gene onu görmüştüm. Çok güzeldi. Daha bir güzel olmuştu. Sanki bütün bir yaz, güzellik merkezinde geçirmiş gibiydi. Koridorda yürürken herkes ona bakıyordu. O an “ALLAHIM!! NE KADAR GÜZEL BİR KIZ…!!!!!!” diye geçirdim içimden. Ama biliyordum, böyle bir kız benimle beraber olmazdı. Sınıfı benimkinin hemen yanıydı. Arkadaşlarımı görme bahanesiyle sınıflarına girerdim. Amacım onu daha çok görmekti. Ogün birçok kez onunla göz göze gelmiştim. Ama o hep başka taraflara bakıyordu. Benimse sanki dünyam yıkılıyordu. O akşam eve gittim. Gece hep onu düşündüm. Kendi kendime: “BEN NE YAPIYORUM!!” dedim. Muhakkak beraber olduğu biri vardır diye geçiriyordum içimden. Unutmaya çalışıyordum. Ama hep onu düşünüyordum. Hergün gözgöze bakışmalarla sömestr gelmişti. Kafama koymuştum. Tatilden sonra muhakkak onunla tanışacaktım. Ve bu hayalimle yarıyıl tatiline girmiştim.

Nihayet tatil bitmişti. 15 gün bana 15 asır gibi gelmişti. Ve nihayet onu görmüştüm. Koridorda yürümüyor adeta süzülüyordu. Sınıfına girdi. Arkasından bende girmiştim. Sınıf çok kalabalıktı. Yerine oturdu. Sonra bana baktı. Ve güldü. Beni o şekilde donmuş bir mumya gibi görünce yüzünde bir gülümseme oldu. Bense kıpkırmızı olmuştum. Hemen ordan uzaklaştım. Hiç tenefüse bile çıkmadım. Okul çıkışında eve yıldırım hızıyla varmıştım. O akşam hiç uyuyamadım. Uzun zamandır hoşlandığım kız bana gülümsemişti, ama ben kaçmıştım. O kalabalık ortam benim bütün cesaretimi kırmıştı. Bir hafta boyunca hiç onun yüzüne bakamamıştım.

Bir gün kantinde tek başıma otururken yanıma geldi. Ben şaşkınlıktan hiçbirşey yapamamıştım. O dünya güzeli kız neden yanıma gelmişti diye kendi kendime sorarken, bana : “Geçen gün için sizden özür dilerim. “ dedi. Ve uzun uzun gözlerimin içine baktı. Gözlerimin içine bakarken yüreğimde bir sıcaklık hissettim. Ama heyecanımdan hiçbirşey söyleyemedim. Ve yanımdan kalktı gitti. Hiçbirşey anlamamıştım. Neden özür diledi. Ve neden gözlerimin taa içine uzun uzun bakmıştı.

Artık karar vermiştim. Onunla ne pahasına olursa olsun tanışacaktım. Birgün okul çıkışında gözlerim onu aradı. Ve en sonunda onu gördüm. Hemde yanlızdı. İşte fırsat diye geçirdim içimden ve ona doğru yürümeye başladım. Yanına vardığımda bana baktı ve gene uzun uzun gözlerimin içine baktı. O an nasıl yaptım hala bilmiyorum ama ona : “ SİZİNLE KONUŞABİLİRMİYİZ??” dedim. Bir an bir suskunluk oldu. Ve “OLABİLİR!” dedi. Sanki dünyalar benim olmuştu. Uzun zamandır hoşlandığım kızla tanışma imkanı bulmuştum. Okulumuzun hemen yanında park vardı. Oraya doğru yürümeye başladık. Ama hiçbirşey konuşmuyorduk. En sonunda parka varmıştık. O oturmuştu ben ayaktaydım. “BENİMLE NE KONUŞMAK İSTİYORSUNUZ?” dedi. Bende bütün cesaretimi toplayarak: “SINIFLARIMIZ YANYANA… SİZİN SINIFTA HEMEN HERKESİ TANIYORUM. SİZ HARİÇ.. SİZİNLEDE TANIŞMAK İSTEMİŞTİM DE.” demiştim. Oda “BİLİYORUM. HEMEN HER TENEFFÜS BİZİM SINIFTASINIZ.” dedi. Heyecanım giderek azalıyordu. Ama kalbim deli gibi atıyordu. Sonra : “BEN RIDVAN” dedim elimi uzatarak. “BENDE ARZU!!!” dedi. Tokalaştık. ARZU dedim içimden. “EFENDİM” dedi. Sadece bakışıyorduk. Bir an “ELLERİNİZ TİTRİYOR!!” diye bir ses duydum. Özür dilerim dedim. Ellerimiz ayrılırken dualar ediyordum. Bu an hiç bitmesin diye. “YARIN DAHA ÇOK VAKTİMİZ OLUR. EVE GEÇ KALDIM!!” dedi. Ben sadece bakakalmıştım. Ayrılırken gene bana baktı ve güldü. Ama bu seferki bir başka gülüştü. Kalbim deli gibi atıyordu. Sabahı iple çekiyordum. O gün zar zor uyumuştum.

Erkenden kalkmıştım. Apar topar okula varmıştım. Koridorun ucunda adeta kamp kurmuştum. İçimden “ARZU, ARZU, ARZU” diyordum. Bir an “EFENDİM!” diye birses duydum. Arkamı döndüm ve onu gördüm.Meğer o gün erken gelmiş. Ben heyecandan ne yapacağımı bilmezken o bana “MERHABA” dedi. Biraz bekledikten sonra “MERHABA” diye karşılık verdim. “
İLK İKİ DERSİM BOŞ. “ dedi. Ve lafını bitirmesine izin vermeden “BENİMKİLERDE “ dedim. Beraber kantine indik. Kimseler yoktu. Masanın etrafına karşılıklı olarak oturduk. Sadece bakışıyorduk. Bir an kitaplarım yere düştü. Ve o ses beni kendime getirdi. Onunla muhabbet etmeye başladım. Nereli, kaç yaşında, kaç kardeş herşeyini öğrenmiştim. Konuştukça ne kadar güzel konuşuyo, ne güzel fikirleri var diyordum. Sonra zil çaldı. 2 ders bu kadarmı kısa sürerdi. Sınıftayken yıllar gibi gelen dakikalar, şimdi sanki birkaç saniye gibiydi. “ZİL ÇALDI. GİTMEM GEREKİYOR. “ dedi ve yanımdan ayrıldı. Giderken gene o hasta olduğum gülümsemesini yaptı.

Daha sonraki günler gene onunla kantine inip muhabbet ettik. Bazen sınıflarına gittiğimde onunla konuşan erkek gördümmü ters ters bakardım o çocuklara. Onun hiçbir erkekle beraber olmasına tahammül edemiyordum. Onu herkesten kıskanıyordum. Hemen her teneffüs beraberdik. O da bundan rahatsız gibi görünmüyordu. Samimiyetimiz bayağı ilerlemişti. En sonunda kafama koydum. Ona soracaktım. Beraber olduğu biri varmı. Eğer beraber olduğu biri yoksa, acaba beni kabul edermi??? Evet bunu yapacaktım.

Bir cuma günü, okul çıkışında “HAFTASONU NE YAPACAKSIN?” diye sordum ona. Arkadaşlarıyla okulda buluşup taksime gideceğini söyledi. Üzülmüştüm. Oysa benimle beraber olmasını o kadar çok istiyordumki!!! Kafamı önüme eğdiğim anda “AMA PAZAR GÜNÜ EVDEYİM!!” dedi. Kafamı kaldırıp yüzüne baktığımda gülümsüyordu. Hemen lafı değiştirip “İSTERSEN EVİNE KADAR BERABER YÜRÜYELİM” dedim. “TAMAM” dedi. Yolda yürürken hep o konuşuyordu. Bense pazar günü ne yaparım diye kafamda planlar yapıyordum. Evinin önüne geldiğimizde “İŞ
TE EVİM BURASI “. “BENİMLE BERABER YÜRÜDÜĞÜN İÇİN TEŞEKKÜRLER” dedi ve usul usul bana bakarak evine girdi. Pazar gününü iple çekiyordum. Bir bahane bulur ve evine giderim diye düşünüyordum. Pazar günü erkenden kalktım. Ama pencereden dışarı baktığımda bütün planlarım altüst olmuştu. Dışarıda acayip bir yağmur vardı. Bende mecburen evde oturmak zorunda kaldım.

Okulların kapanmasına bir ay kala “LİSEYİ NERDE OKUYACAKSIN?” diye sordum ona. “BİLMİYORUM!! AMA BÜYÜK İHTİMALLE BAKIRKÖY’DE” dedi. “NASIL YANİ BÜYÜK İHTİMALLE” diye sordum. “SANA GÖSTERDİĞİM EV TEYZEMİN EVİ….. ANNEM BABAM VE ABİM KEMERBURGAZDA OTURUYORLAR…. ORDAKİ OKULLAR PEK İYİ DEĞİL…. ONUN İÇİN BENİ BURAYA, TEYZEMİN YANINA GÖNDERDİLER.” dedi. Nasıl yaptım bilmiyorum ama “İYİKİ GÖNDERMİŞLER” dedim. Bana baktı ve güldü. “İ
NŞALLAH AYNI OKULA DÜŞERİZ” dedim. O da kafasını evet der gibi salladı.

Son hafta “TATİLDE NE YAPACAKSIN” diye sordum Arzu’ya. “MEMLEKETE GİDECEĞİZ” dedi. Ben sanki yıkılmıştım. “YANİ İZMİR’EMİ GİDİYORSUNUZ” diyebildim. Başını öne eğerek “EVET!!!” dedi. Bir an durdum ve “SEN GELENE KADAR SENİ BEKLEYECEĞİM!!!” dedim. Bana baktı ve güldü. Gözlerine baktım sanki ışıl ışıl parlıyordu. Ve aniden boynuma sarıldı. Sanki “BENİ BIRAKMA !!” der gibiydi. O an kalbimde bir sıcaklık hissettim. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Sonra “HADİ GİT….. NE OLUR ÇABUK DÖN!!” dedim. Ve gitti.

Okul bitti. Tatile girdik. Ben hep onu düşünüyordum. Geceleyin sokaklarda boş boş dolaşıp onu hayal ediyordum. Eve geç gidiyordum. Bu aralar evlede aram açılmaya başlamıştı. Onun yanındayken birkaç saniye gibi geçen saatler, artık asırlar gibi geliyordu. Onu çok özlüyordum. Acaba oda beni özlüyormu diye içimdende geçiriyordum. Hergün dualar ediyordum. Onun yüzünü biran önce görmek için. En sonunda dualarım kabul olmuştu. Okulların açılmasına bir ay kala istanbula gelmişti. Telefon çaldığında bakmıştım. Arayan oydu. Sesini hemen tanıdım. “BEN GELDİM.. BENİ HALA BEKLİYORMUSUN?” diye sordu bana. “EVET. HEMDE DUALAR EDEREK BEKLİYORUM” dedim. Okulun önünde buluşalım dedi. Tamam dediğim gibi dışarı çıktım. Yürümüyor sevincimden koşuyordum. Okula vardığımda ter içinde kalmıştım. Onu beklemeye başladım. Ve onu köşeden dönerken gördüğümde gözlerime inanamadım. 2 ay boyunca göremediğim, uğruna dualar ettiğim kız bana gülümseyerek geliyordu. Bende ona doğru yürümeye başladım. En sonunda beraber olmuştuk. “HOŞGELDİN” dedim, oda “HOŞBULDUK” dedi. Gözlerim dolmuştu. “SENİ ÇOK ÖZLEDİM ARZU” dedim ve boynuna sarıldım. Öyle bir sarıldım ki 2 ayın hıncını çıkartıyordum adeta. Oda bana sarılıyordu. Sonra gözlerimiz buluştu. “SENİN EN ÇOK NEYİNİ ÖZLEDİM BİLİYORMUSUN!!! ELA GÖZLERİNİ VE EN ÇOK DA GÜLÜŞÜNÜ” dedim. Bir an bakakaldı. Sana birşey söyleyeceğim dedi. Ailem liseyi bakırköyde okumama izin verdi. Bu lafı duyunca sanki dünyalar benim olmuştu. Sevdiğim kızla aynı yerde liseyi okuyacaktım.

Birbirimizin telefonlarını aldık ve onun hangi liseye kayıt olacağını öğrendim. Kendimi de o liseye kayıt ettirdim. Okulun ilk günüydü. Onu kapının önünde bekleyeme başladım. En sonunda görünmüştü. Ama yanında bir erkek vardı. O an dünyam başıma yıkılmıştı. Sevdiğim kızın yanında bir erkek vardı. Hemde bayağı büyük biriydi. Bu bana çok koymuştu. Ben bunları düşünürken o beni gördü koşarak yanıma geldi. “MERHABA” dedi. Ben sadece gözlerine bakıyordum. Cevap vermediğimi görünce “NE OLDU” dedi. “KİM O ÇOCUK” dedim. Şakayla karışık “YOKSA KISKANDINMI?” dedi. Bayağı sinirlenmiştim. O da bunu anlayınca o benim abim. Okulun ilk günü beni bırakmaya geldi. Nasıl bir okul olduğunu annemlere söyleyecek dedi. Ben “OH BE “ dedim. “NEDEN OH BE DEDİN” diye sordu bana. “HİİİÇ” dedim. Gözlerimin içine baktı. Sanki bana birşeyler anlatmak istiyordu. Sonra “ARZU” diye bir ses duydum. İkimizde aynı yöne bakınca abisinin yanımıza geldiğini gördüm. Hadi gir içeri dedi. O da tamam dedi. Abisi bana bir baktı. Sonra çekti gitti. Ben çok mutluydum. Çünkü sevdiğim kızla aynı okuldaydım.

Bir hafta sonra Arzu’ ya “SENİNLE BİRŞEY KONUŞACAĞIM.” dedim. “NE HAKKINDA” diye sordu. “ÖZEL BİRŞEY” dedim. Gözleri parlayarak “TAMAM” dedi. “CUMARTESİ OKULUN ÖNÜNE GEL ORDA BULUŞUP BİRYERLERE GİDİP KONUŞURUZ” dedim. O da olur dedi. Bu sefer bütün cesaretimi toplayıp bu kıza onu deliler gibi sevdiğimi söyleyeceğim. Diye içimden geçiriyordum. Cuma günü arzu birini getirdi yanında. Ben arkadaşı sanmıştım. Sizi tanışatırayım dedi. Kızın adı fulyaymış. Arzu’ nun yeğeniymiş. Aynı okulda olmasının bir sebebi de oymuş. Ailesi bir akrabası yanında olursa daha iyi olur demiş.

Ertesi gün erkenden kalktım güzelce giyinip okulun yolunu tuttum. Okulun önünde beklemeye başladım. Köşeyi döndüğünü görünce şok olmuştum. Harika giyinmişti. “NE KADAR GÜZEL!!” diye geçirdim içimden. Yanıma geldi “MERHABA” dedi. “BUGÜN ÇOK GÜZELSİN” dedim. Yanakları kıpkırmızı oldu. Başını önüne eğip “TEŞEKKÜR EDERİM!!” dedi. İleride bir café var oraya gidelim dedim. Olur dedi. Kafeye vardığımızda birşeyler söyledik. Ve konuşmaya başladık. “BENİMLE NE KONUŞMAK İSTİYORSUN?” diye sordu Arzu. “BİR KIZDAN HOŞLANIYORUM. AMA ONA BİR TÜRLÜ AÇILAMIYORUM. BANA YARDIM EDERMİSİN?” dedim. Ben bunları söyledikten sonra gözleri dolmuştu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Gözlerimin içine bakarak “O KIZI TANIYORMUYUM?” diye sordu. “EVET!!! HEMDE ÇOK YAKINDAN TANIYORSUN..” diye cevap verdim gözlerinin taa içine bakarak. Sanki daha bi yıkılmıştı. Ama bilmiyorduki hoşlandığım kız oydu. “SENCE NE YAPMALIYIM?”
diye sordum ona. İçinden ne geliyorsa onu yap dedi. “BEN DUYGULARIMI KOLAY KOLAY ANLATAMAM..” dedim. “SEN BİLİRSİN.” “ARTIK BENİ EVE GÖTÜR!!!” dedi. “NEDEN! NE OLDUKİ ?” diye sordum. “BAŞIM AĞRIYOR!” diye karşılık verdi. Peki deyip onu evine kadar götürdüm. Eve gidene kadar yolda hiç konuşmadık. Evinin önüne gelince gözlerimin içine baktı. İçim sızlamıştı o bakışlar karşısında. Boynuma sarılıp kulağımın içine birşeyler söyledi. Ama anlamamıştım. Tekrar söylermisin dedim. Boşver dedi yüzüme bakmadan apartmanın içine girdi. Sanırım ağlıyordu. Sanırım onu üzmüştüm. Hayatta tek değer verdiğim insanı ağlatmıştım. Bu bende tarif edilemez bir acıya sebep olmuştu. Ondan sonraki günler benimle pek konuşmamaya başlamıştı. Onu her gördüğümde bir yerlere dalıp gidiyordu. Bir hafta sonra “ARZU NEYİN VAR!!! KAÇ GÜNDÜR BENİMLE FAZLA KONUŞMUYORSUN..” diye sordum. Oda bana “O HOŞLANDIĞIN KIZLA SENİ YANLIZ BIRAKIYORUM YA!! DAHA NE İSTİYORSUN!!” dedi. Sinirli sinirli bakarak. Beni okul çıkışında eski okulumuzun ordaki parkta bekle. Sana o kızın kim olduğunu söyleyeceğim dedim. Başını öne eğerek “OLUR BEKLERİM!!” dedi. Okul çıkışını iple çekiyordum. Çok ama çok heyecanlıydım. Ve sonunda zil çalmıştı. Okulun kapısından çıkarken “ALLAHIM BANA GÜÇ VER!!” diye dualar ettim. Parkın önüne gelip beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra yanıma geldi. “HADİ SÖYLE!!” dedi. “SANA DAHA ÖNCEDE SÖYLEMİŞTİM…. BEN DUYGULARIMI, İÇİMDEKİLERİ KOLAY KOLAY DİLE GETİREN BİRİ DEĞİLİM. “ dedim. Gözlerinin taa içine bakarak. “HOŞLANDIĞIM KIZIN EN ÇOK NEYİNİ BEĞENİYORUM BİLİYORMUSUN"”diye sordum. Gözlerimin içine bakarak “SÖYLE!!” dedi. Gözlerimi kapatıp ve bütün cesaretimi toplayıp
“ELA GÖZLERİNİ!!!!! VE EN ÇOK DA GÜLÜŞÜNÜ!!!!” dedim. Sonra gözlerimi açtım. Rahat bir dakika sadece bakıştık. Sonra boynuma sarıldı. Ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Kulağıma “BENDE!” dedi. O kız kim anladınmı? Diye sordum. Başını salladı. Sonra yüzüme bakarak tekrar “BENDE!” dedi. Ve koşarak evine gitti. Hiç kıpırdayamıyordum. Sanki donup kalmıştım. “ALLAHIM SANA ŞÜKÜRLER OLSUN!!” diye defalarca içimden geçirdim. En sonunda benimde artık bir sevdiğim var. diyordum. Heyecanımdan kalbim deli gibi atıyordu. O hoşlandığım kız, uğruna dualar ettiğim kız. O da benden hoşlanıyormuş. Bunu bildikçe sevincim bir kat daha artıyordu. Sonra o parktan taa eve kadar yürüyerek geldim. Akşam yattığımda ne kadar yorulduğumu anladım. Sabahleyin kalkar kalkmaz kahvaltı bile yapmadan okula gittim. Sınıflarına gittim daha gelmemişti. Çok iyi dedim içimden. Onu karşılarım. Dedim içimden.. 10 dakika sonra koridorun ucunda görünmüştü. Sanki bana daha bir başka gözüküyordu. Daha bir güzelleşmiş gibiydi. Koca okulda sadece koridorda yürüyen ARZU, birde ona bakan BEN vardım sanki. Hiçkimseyi gözüm görmüyordu. Koridorda yürürken sadece o bana bende ona bakıyordum. Yanıma geldi “MERHABA” dedi. Kekeleyerek “MERHABA” diyebildim. “KANTİNE GİDELİMMİ “ diye sordu. “TABİKİ” dedim. Kantine vardığımızda kimseler yoktu. Kantinin ortasında durdu, bana döndü, resmen ağlamak üzereydi. Boynuma sarılıp “NE OLUR BENİ BIRAKMA!!” dedi. O anki duyguyu anlatamam. Hani derler ya yaşanmadan anlamazsın, gerçektende öyle birşeydi. Ağlayarak cevap verdim. “HİÇBİR ZAMAN!!” dedim. Sonra bana daha bi sıkı sarılmaya başladı. Rahat bir dakika boyunca birbirimize sarılmıştık. Sonra gözlerimiz birbirimize baktı ikimizde ağlıyorduk. “BİLİYORUM!! DUYGULARINI DİLE GETİREMİYORSUN.. AMA İNAN SENDEKİ DUYGULARIN AYNISINI BENDE SANA HİSSEDİYORUM… SÖYLEMESENDE BİLİYORUM… BENİ DELİ GİBİ SEVİYORSUN… BUNU HİSSEDEBİLİYORUM..” dedi. Ben sadece kafamı öne eğip “EVET!!” diyebildim. Neden bilmiyorum ama söyleyemiyordum. Onu deliler gibi sevdiğimi uğruna canımı verebileceğimi bağıra bağıra söylemek istiyordum, ama yapamıyordum. Bütün bir yıl boyunca hep beraber dolaştık. Hafta sonlarını ve teneffüsleri iple çekiyordum. Onu daha fazla görebilmek amacıyla.

Yıl sonu yaklaşıyordu. Okulun kapanmasına yaklaştıkça daha bir hüzünleniyordu. Bir gün “NEDEN SON GÜNLERDE HÜZÜNLENİYORSUN?” diye sordum. “BİLİYORSUN!! TATİLLERDE HEP MEMLEKETE GİDİYORUZ. SENDEN AYRILMAK BENİ MAHVEDİYOR. ONUN İÇİN ÜZÜLÜYORUM.” dedi. Biliyordum. Her yaz memlekete giderlerdi. Ve bu beni daha bir üzerdi. “NE OLUR GİTME!! HİÇ OLMAZSA BU YAZ İSTANBUL DA KAL” dedim ağlayarak. “AĞLAMA!!! SEN AĞLADIKÇA BEN DAYANAMIYORUM. ÇOK ÜZÜLÜYORUM.” diyordu. “BENİM İÇİNDE ÇOK ZOR GEÇECEK. SENSİZ 2 KOCA AY” dedi. Ve sonunda okullar kapandı. Giderken onu son bir kez daha görmek için evlerine gittim. Kapıda babasının arabası vardı. Evet gidiyorlardı. Az sonra hepsi birden kapıdan çıktılar. Annesi, babası, abisi ve en sonunda ARZU.. herkes arabaya bindi. Arzu tam binerken kendimi gösterdim. Ağlayarak ona baktım sanki o da ağlıyordu. “NE OLUR BENİ BIRAKMA!! GİTMEME İZİN VERME” der gibiydi. Araba çalıştı. Sanki, deliler gibi sevdiğim kızı elimden zorla alıyorlar, götürüyorlar gibiydi. Gitmişti. 2 ay boyunca onu göremeyecek, onunla olamayacaktım. Her gece dualar ediyordum. sokaklarda boş boş dolaşıyordum. Onu düşünüyordum. “KEŞKE YANIMDA OLSA” diyordum.


not. dewamı war.


GÖKYÜZÜ
16-05-2005, 05:05
dewamı....


Birgün telefon çaldı. Arayan ARZU’ ydu. Hatrımı sormak için aramış. “YAKINDA GELECEĞİM.!!! SENİ ÇOK ÖZLEDİM.” dedi. “BENDE!!” diye cevap verdim. “BENİ DÜŞÜNÜYORMUSUN?” diye sordu. “HER GÜN HER SAAT “ dedim. “DİNLE O ZAMAN” dedi. “BENİ YANINDA İSTİYORSAN, GECELERİ AY’ A BAK BENİ DÜŞÜN.... EĞER KALBİNDE BİR SICAKLIK HİSSEDERSEN, ANLAKİ BENDE SENİ,,, AY’ A BAKIP DÜŞÜNÜYORUMDUR…” dedi. Ben ağlamaya başladım. Beni, benden fazla seven biri vardı diye geçirdim içimden. “TAMAM!! CANIM” dedim. Sonra telefonu kapattı. O akşam onun dediğini yaptım. Aya baktım onu düşündüm 10-15 dakika sonra bir kalbimde sıcaklık hissettim. “ALLAHIM!! SEN NE BÜYÜKSÜN!” dedim içimden. Gerçektende kalbimde onu hissettim. Ne olur çabuk gel dedim aya bakarak.

Aradan bir ay geçti. Tekrar telefon çaldı. Arayan gene ARZU’ydu. “İSTANBULA GELDİM. TEYZEMLERDEYİM. BİR SAAT SONRA OKULUN ÖNÜNDE BULUŞALIM CANIM “ dedi. “TAMAM” dedim. En güzel kıyafetlerimi giydim. Eee kolaymı? Sevdiğim kız uzaktan geliyor. O kadar çok heyecanlıydım ki. Hemen okulun önüne gittim. Daha 20 dakika vardı. Onu beklerken her dakika bir ömür gibi geliyordu bana. En sonunda görmüştüm onu. 2 aydır göremediğim sadece kalbimde hissettiğim kız, bana doğru geliyordu. Bende ona doğru koşmaya başladım. Yan yana geldiğimizde “HOŞGELDİN “ dedim. Ağlamaya başladım. Ve sonra öyle bir sarıldım ki, bütün özlemimi sanki ondan çıkarıyordum. “SENİ ÇOK ÖZLEDİM CANIM!!” diyordum. “BENDE!!!” dedi. Hep o bana BENDE! derdi. Sonra “GEL!!! SENİ TEYZEMLE TANIŞTIRACAĞIM” dedi. Teyzesinin evine doğru yola koyulduk. Eve vardığımızda teyzesini gördüm. Koltuğa oturdum. Arzu’ da yanıma oturdu. Teyzesi “BU O ÇOCUK MU?” diye sordu. Arzu’ da utanarak “EVET!!” dedi. Teyzesi “BAHSETTİĞİN KADAR VARMIŞ KIZ “ dedi. Bir ara gülüştüler. Ben hiçbirşey anlamamıştım bu konuşmadan Ama onların gülmesi benimde hoşuma gitmişti. Bütün gün teyzesinde oturduk. Muhabbet ettik. Teyzesi beni sevmişti. Ayrılırken kapının önünde ben ayakkabılarımı giyerken teyzesi ve ARZU beni izliyordu. Ben hoşçakalın diyecekken teyzesi “BEN SİZİ YANLIZ BIRAKAYIM ?” dedi gülerekten. Sanki aklımı okumuştu. “TEYZEN ÇOK İYİ BİRİ….
NE OLUR KENDİNE DİKKAT ET.!!!!!!!” dedim ve ona doya doya sarıldım. O da “GÜLE GÜLE” dedi. Onu çok seviyordum. Oda bunu biliyordu. Ama bunu bir türlü söyleyemiyordum. Okullar açılana kadar hergün onunla beraberdim. O yanımdayken zaman hiç geçmesin, o anlar hiç bitmesin istiyordum.

Okullar açıldığında gene beraberdik. Sınıflarımız gene yanyanaydı. Her teneffüs onu görmek için yanına giderdim. Her yanına gidişimde, ayrı bir heyecan vardı yüreğimde. Kalbim onun yanındayken deli gibi atardı. Eğer ben onu üzmüşsem, yanlız kaldığımız bir anda bana masum masum bakar, ben ne olduğunu anlar nedenini bile sormadan “ÖZÜR DİLERİM! “ derdim.. Bütün yıl boyunca hep böyle geçti. Derslerim zayıfmış artık hiç umrumda bile değildi. Onunla beraberken dünyayı tanımıyordum. Yıl sonunda onun doğum günü vardı. Ona söz vermiştim. Okulların kapandığı hafta onu bir yere götürecektim ve doğum gününü orda beraber kutlayacaktık. Hafta sonu Arzu’yla beraber yola koyulduk. Akşam saat 10’da teyzesinden zor izin almıştım. Doya doya 2 saatim vardı. Onunla sahile gittik. Bir demet kırmızı gül almıştım. O gün hava biraz bozuktu. Çiçeği Arzu ‘ya verdim. Biraz yürüdükten sonra bir bankta yanyana oturduk. Bana “KIRMIZI GÜLÜN NE ANLAMA GELDİĞİNİ BİLİYORMUSUN?” diye sordu. Başımı evet anlamında salladım. “SÖYLE O ZAMAN“ dedi. Gözlerine baktım, sanki o iki kelimeyi ona söylemem için bana yalvarıyordu. “AYAĞA KALK” dedim. Onu karşıma aldım ve bütün cesaretimi toplamaya çalışıyordum. Gözlerimi kapadım. “HADİ SÖYLE” diyordu. Söylemiyor adeta yalvarıyordu. “ARZU” dedim. “EVET !!! DEVAM ET !” dedi. “BEN SE………” dedim ve burnuma bir yağmur damlası geldi. Sonra bir tane daha, bir tane daha. Ve yağmur başlamıştı. O an onun gözlerine baktığımda sanki “NE OLUR DURMA!!!! SÖYLE !” diyordu. Ama benim bütün cesaretim kırılmıştı. O yağmur beni mahvetmişti. Yağmur o anki bütün büyüyü bozmuştu. Sonra o bana ben ona bakarak gülmeye başladık. Yağmur deli gibi yağıyordu. Birden onun gözlerine baktım. Gülmeyi bırakmış sadece bakışıyorduk. “NEREYE GİDERSEN GİT YANINDA OLACAĞIM!!!!!!!!!
O İKİ KELİMEYİ SÖYLEYEMESENDE!!!!” dedi. Gözlerimin taa içine bakarak. Ondan sonra bir sarıldı ki……. O an hiç bitmesin istedim. Islanmaya başlamıştık. Seni evine götüreyim dedim. Eve kadar yürüdük. Hiç durmadan çiçeklere bakıyordu. “BENİM GÜZELLERİM!!” diyordu. Eve geldik. İyi geceler dedim. Ve ona sarıldım. Onu eve bıraktıktan sonra sokaklarda, o yağmurlu caddelerde dolaşmaya başladım. O kadar mutluydum ki. Her ne kadar söyleyemesemde, bir sevdiğim vardı. Hemde benim onu sevdiğim kadar. Ve o kötü an gene gelmişti. Her yaz olduğu gibi gene memlekete gidiyorlardı. Onu uğurlamaya gidecektim. Ama o izin vermedi. “SENİN AĞLAMANA DAYANAMIYORUM.. SENİ ÜZMEK İSTEMİYORUM.” dedi. Onun yanında ağlamamı hiç istemezdi. Ve gitti. Ben gene o boş sokaklarda deli gibi onu düşünüyordum. Her gün aya bakıyordum. Onu düşünüyordum.

Ama bu sefer tatil sanki daha bi erken bitmişti. Gene okul açılmıştı. Onu gene görmüştüm. Okulun koridorunda yürürken bana öyle bir bakıyordu ki…… anlatamam. Yanıma geldiğinde “HOŞGELDİN…. CANIM!!” dedim. “HOŞBULDUK!!” dedi. Bütün bir yılı onunla beraber geçirdim. Okulun kapanmasına 2-3 ay kala “ÜNİVERSİTE SINAVINA GİRECEKMİSİN?” diye sordum. Evet dedi. “PEKİ İSTANBUL İÇİNİ KAZANABİLİRMİSİN?” dedim. “BİLMİYORUM….. AMA SANMAM… İSTANBUL İÇİ ÇOK PUAN….. O KADAR PUANI ALAMAM” dedi. Bende “ O ZAMAN SENDE, AÇIKÖĞRETİMİ YAZ” dedim. olur dedi. “AMA SENDE BİR YERE GİTME OLURMU. SENSİZ BEN BURALARDA NE YAPARIM” dedi. “SENİ HİÇBİR ZAMAN BIRAKMAYACAĞIM..” dedim. Okul kapanmıştı. Sınav günü gelmişti. onu aradım. “İNŞALLAH KALBİNDEKİ YERİ KAZANIRSIN” dedim . “KAZANDIM BİLE……. ÇÜNKÜ KALBİMDE SEN VARSIN!!! “ dedi.. Ben o an müthiş derecede sevinmiştim. Sonra sınava girdim. Sınavda dualar ediyordum. Arzu yanımda olsun diye. Ama onun benim yanımda olması için benimde istanbul içinde bir yere puan tutturmam lazımdı. Ve bunları düşünerek sınavdan çıkmıştım. Sınavdan sonra hemen arzuyu aradım. Nasıl geçti diye sordum. “ÇOK İYİ…. SENİNKİ NASILDI” diye sordu. Benimkide iyiydi dedi. O sene tatile gitmemişti. Bütün yaz beraberdik Sınav sonuçları açıklanınca kendi kazandığım yere baktığımda şok olmuştum. Boğaziçi gibi bir yeri tutturmuştum. Bu mutlu haberi hemen arzuya ilettim. O da çok sevindi. Sen nereyi kazandın diye sordum. “İLK TERCİHİM AÇIKÖĞRETİMDİ…. ORAYI KAZANDIM..” deyince dünyalar benim olmuştu. Bir ara ailesinin yanına gitti. Bir hafta kadar sonra geri geldi. Onlarıda çok özledim. Onun için gittim dedi. En sonunda ben üniversiteye yazıldım. İlk gün beraber gittik. Kantindeki manzara çok güzeldi. Köpr

Yarıyıl tatili yaklaşırken arkadaşlarımla kantinde konuşurken biri “YAA… HARÇLARADA BAYA ZAM YAPTILAR BEE” dedi. Ben şaşırmıştım. Daha bir açıklayıcı olmasını istedim. Çok para istiyorlarmış. Zaten benim babam harcın bir kısmını zar zor vermişti. Bu kadar parayı kesinlikle bulamazdı. Hemen rehber öğretmenin yanına gittim. Herşeyi anlattım hocaya. Hoca “DERSLERİN NASIL DİYE SORDU…” diye sordu. “PEK İYİ DEĞİL” dedim. Biraz daha konuştuktan sonra benim babamın bu parayı bulamayacağını söyleyerek birazda kızarak kaydımı sildirdim. Üniversite hayatım tamamen bitmişti. Canım çok sıkılıyordu. Ama ARZU hep yanımda oldu. Bu durumu hemen atlattım. Bir ay sonra arzu telefon etti. Ağlayarak “NE OLUR YANIMA GEL!!” dedi. Ben şok olmuştum. Telefonu kapattığım gibi teyzesinin evine gittim. Kapıyı çalar çalmaz açtı. Beni karşısında görünce daha çok ağlamaya başladı. Onu salona kadar götürdüm. “NE OLDU KIZIM.. ANLATSANA” dedim. “BİLİYORSUN.. BABAMI İŞTEN KOVMUŞLARDI.... KAÇ AYDIR İŞ ARIYOR.. EN SONUNDA BURDA YAPAMIYACAĞIMIZI, İZMİRDEKİ AKRABALARDAN BİRİNİN İŞ TEKLİFİ YAPTIĞINI SÖYLEDİ… BABA GİTMEYELİM DEDİM AMA O BENİ DİNLEMEDİ. 2 GÜN SONRA İZMİRE TAŞINIYORUZ..” dedikten sonra hüngür hüngür ağlayarak boynuma sarıldı. Ben bu sözleri duyunca şok oldum. Dayanamayıp bende ağladım. “SEN AĞLAMA.. BEN SENİN AĞLAMANA DAYANAMIYORUM. “ dedi. Salonun ortasında konuşmadan öylece duvarlara bakıyordum. “PEKİ NE YAPACAĞIZ” dedim. “BİLMİYORUM. “ dedi. Ben felaket derecede üzülmüştüm. Sevdiğim kız bu sefer gerçekten gidiyordu. Hemde dönmemecesine. Bir ara o bana baktı ve gülmeye başladı. “NEDEN GÜLÜYORSUN” dedim. “SEN BENİM EN ÇOK NEYİMİ SEVİYORDUN” diye cevap verdi. Sonra bende gülmeye başladım. “SENİ AĞLARKEN GÖRMEK BENİ KAHREDİYOR.. LÜTFEN AĞLAMA” dedi. Sonra bende ne demek istediğini anladım. Gözlerine baktım ağlamamak için kendini zor tutuyordu. O bana ben ona bakıyorduk. İkimizde biliyorduk 2 gün sonra ayrılacağız. Sonra birden “HANİ SEN ÜNİVERTEDEKİ İLK GÜNÜMDE BANA BİRŞEY SÖYLEMİŞTİN HATIRLADINMI” diye sordum. “HİÇ UNUTMADIM Kİ “ dedi. “NEYDİ BANA TAKTIĞIN O İSİM “ dedim. Elini kalbime koydu ve gözlerimin içine bakarak “ÖZGÜR ADAM” dedi. Ben donmuştum. Ama kalbimde öyle bir sıcaklık hissettim ki anlatamam. “NEDEN…….. “ diyecektimki elini ağzıma götürüp susmamı söyledi. “SEN SOKAKLARDA BENİ DÜŞÜNÜRKEN BEN SENİ RÜYALARIMDA GÖRÜYORDUM. SOKAKLARDA DOLAŞIP BENİ DÜŞÜNÜYORDUN. BUNU SADECE ÖZGÜR BİR ADAM YAPAR.” dedi. O an içimden “İŞTE GERÇEK SEVGİ BU OLMALI “ dedim. O gün onlarda kaldım sabahleyin kalktığımızda telefon çaldı. Arayan babasıydı. Hemen eve gelmesini istedi. Onu istemiyerek de olsa evine götürdüm. Ona sordum “NEREDEN SAAT KAÇTA GİDİYORSUNUZ.” Cevap vermedi. “SENİN AĞLAMANA DAYANAMIYORUM. “ dedi. “AKŞAMA SON KEZ BULUŞALIM”dedim. Kafasını evet anlamında salladı.

Onu bıraktıktan 1-2 saat sonra yağmur yağmaya başladı. Akşam olunca evinin önünde onu beklemeye başladım. Onu çağırdım. Aşağıya geldi. “BİRAZ YÜRÜYELİM” dedim. “AMA BU YAĞMURDA…. YA HASTA OLURSAN BEN NE YAPARIM” dedi. “SANA BİRŞEY SÖYLEYECEĞİM.” dedim. Gözlerinin taa içine bakarak. Gözlerinin içi parlamıştı bir anda “HADİ YÜRÜYELİM !!! “ dedi. Yağmur altında koca sokakta yürümeye başladık. Bir kaç adımdan sonra bana döndü. “NE OLUR SÖYLE!! ARTIK O İKİ KELİMEYİ DUYMAK İSTİYORUM!!!” dedi. Anlamıştı sanırım. Bu sefer söyleyecektim. Gözlerimi kapattım. “SÖYLE!! NE OLUR SÖYLE!!” diyordu. “SENİ S……” dedim ve ARZU diye kalın birsesle irkildim. Camdan babası çağırıyordu. Arzuda bana usul usul bakarak evine gitti. O koca caddede sadece o ve ben vardık. O bana bakarak eve giderken, ben ona elimi uzatmış “NE OLUR GİTME…. BENİ BIRAKMA!!!!!” diyordum. Apartmana girerken bana son bir kez baktı ve güldü. Ben kaderime isyan ediyordum. Sevdiğim kıza bir kez olsun onu deliler gibi sevdiğimi söyleyemedim diye. Sevdiğim kızı elimden alıyorlar diye. Kalbim çok acıyordu. Onsuz ne yapacağımı düşünüyordum. Ertesi gün erkenden kalktım. Evlerinin önüne gittim. Ama camlarında perde yoktu. Apartmana koşarak girdim. Kapı açıktı eve girdim hiçbir eşya yoktu. Bütün odalar bomboştu. “SİZ KİMSİNİZ” diye bir sesle irkildim. “BEN ARZUNUN BİR ARKADAŞIYIM. ONU ZİYARETE GELDİM “ dedim. “ONLAR TAŞINDILAR.. BİR DAHA İSTANBULA BELKİDE HİÇ GELMEYECEKLER. BEN ONLARIN KOMŞUSUYUM. SEN GALİBA O ÇOCUKSUN.” dedi yaşlı teyze. “HANGİ ÇOCUK” diye sordum. “BAZEN ARZU’ YU EVDE GÖRÜRDÜM. ÇOK NADİREN… ONU HER GÖRDÜĞÜMDE KENDİ DUVARINA BAKIP DALARDI.. GÖZLERİ DOLARDI.. SANIRIM BİRİNİ DÜŞÜNÜYORDU… DELİKANLI,,,,, BİZDE GENÇ OLDUK.. BİZDE BU DUYGULARI YAŞADIK…. Allah SANA YARDIM ETSİN!!!” dedi ve gitti. Ben hemen onun odasına gittim. Ve duvarına baktım. Baktığım gibi gözlerim doldu. Bir kalp resmi vardı. Çok ufaktı. Ama benim için çok büyüktü. Kalbin içinde birşeyler yazıyordu. Yaklaşıp baktığımda kalbimde bir sıcaklık hissettim. Kalbin içinde “ÖZGÜR ADAM” yazıyordu. Gözlerim dolmuştu. O bana böyle bir isim takmıştı. Demek duvara bakıp beni düşünüyordu. Diye geçirdim içimden. Ne yapacağımı bilmiyordum. Gene sokaklarda boş boş dolaşıyordum. Ama bu seferki bir başkaydı. İçimde kötü bir his vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi bir his vardı içimde.

Aradan 4 gün geçti. O GÜN 2 MARTTI. Akşam uyuyamamıştım. Geceleyin hava biraz bozuktu. Gökyüzüne bakıp ayı aradım. Ama bulamadım. Uykuya dalar gibi oldum. Kalbimde çok büyük bir acıyla uyandım. Kalbim çok acıyordu. O an aklıma arzu geldi. Acaba ne oldu diye düşünürken, aklıma gökyüzü geldi. Orda ayı aradım. Bir kaç dakika sonra görmüştüm. Hemde bütün ihtişamıyla duruyordu. Bembeyazdı. Onu düşünürken gene kalbimde bir acı hissettim. Tam o anda ayın yanından bir yıldız kaydı. 10 saniye boyunca o yıldızın kayışını izledim. İzlerkende kalbim acıyordu. Yıldız kaydı. Kalbimin acısıda durdu. “ACABA NE OLDU” dedim içimden. Ertesi günler içimde bir huzursuzluk vardı. Aşağı yukarı 2 hafta olmuştu. ama arzu hala aramamıştı. 9 mart günü telefon çaldı. Arayan fulyaydı. Sesi ağlamaklıydı. “RIDVAN” dedi. “BEN ŞU AN İZMİRDEYİM. ARZU VE BABASI TRAFİK KAZASINDA ÖLDÜ…. MURAT ABİMDE KOMADAN YENİ ÇIKTI… NE OLUR METİN OL” dedi. Ben yıkılmıştım. Telefonu kapattım. Yere diz çöktüm. “ALLAHIM!!!! NEDEN BEN ?” dedim. Kendi kendime bir söz söyledim; “KAYBETMEYE MAHKUM BİR ADAMSIN!!” kısaca KMBA derdim. Dışarı çıktım. Sahil kenarına gittim. Ağlamamak için acayip çaba sarfediyordum. Çünkü o benim ağlamamı istemezdi. Sahile vardım. Kimse yoktu. Deniz acayip dalgalıydı. “HAYIR YA !!! NEDEN BEN YA NEDEN!!!” bağırmaya başladım. En sonunda dayamayıp ağladım. Gözümden bir yaş damladı. Kalbimde bir sıcaklık hissettim. Sanki bana ağlama diyordu. Ama ben kendimi tutamıyordum. Deliler gibi ağlıyordum. Şimdi ne yapacağım diyordum kendi kendime. O akşam deli gibi yağmur yağıyordu. O yağmurlu sokaklarda, o soğuk caddelerde ben tek başıma ağlayarak dolaşıyordum. Ağlamam hiç durmuyordu. Hep onu düşünüyordum. Birkaç gün sonra gene fulya aradı. “NE OLUR AĞLAMA.. BİLİYORSUN!! O SENİN AĞLAMANI HİÇ İSTEMEZDİ.” dedi. “PEKİ “ dedim. Bana telefonda herşeyi anlattı. Kazanın nasıl olduğunu. Kimin hatalı olduğunu. Ondan mezarlığın adresini aldım. Sonra hemen bir işe başladım. Amacım para bulup bir an önce mezarlığa gitmekti. Kafama koymuştum, mezarlığın yanına gittiğimde birşey yapacaktım. HALA DÜŞÜNÜYORUM.....

YAPSAMMI........ YAPMASAMMI.......

Not:Bu hikayenin yazarını görmek isterseniz, pazar günleri akşam saatlerinde BAKIRKÖY sahiline gidin..... orda bir uçtan bir uca dolaşan birini göreceksiniz..
İŞTE O KİŞİ BU HİKAYEYİ YAŞAYAN KİŞİDİR.....
€c€m - avatarı
€c€m
Ziyaretçi
26 Haziran 2008       Mesaj #1638
€c€m - avatarı
Ziyaretçi
İstemediler mutlu olmamızı...!
Ayırdılar bizi çok severken.
Layık bulmadılar bizi birbirimize...Oysa layığım sendin !
Yaşama sebebim, Nefesim, Şu hayatta ihtiyacım olan tek şeydin...!
Bizi Kurban ettiler kendi savaşlarına, İçinden çıkamadıkları eski kafalarına...
'Ya O Ya da Biz .!
'O' diyemedik, silemedik bizi dünyaya getirip, büyütenleri...Onları seçtik...
Ama onları seçtiğimiz anda hayatımızdan olduk!
Azaldık, 2 iken 1 Olduk!
Hiç olduk...!
Şimdi tercih ettiklerimizle feda ettiğimiz bir ömrün acısını çekiyoruz...
Mutsuzsun sende biliyorum, Kanıyor için benim gibi!
Aramamı bekliyorsun, Bende seni aramak...
Hadi gel herkesi herşeyi bi yana bırakalım gidelim buralardan demek için cesaretimi topluyorum...!
Ahh bi anlasalar sensizken hiçliğimi, Bi görseler şu yüreğimin paramparça, Kanrevan halini...!





'Her Güzel Şeyin Sonu Var.' demişlerdi...
Ona inanmamıştım!
İnandırdılar..!
İnanmak zorunda bıraktılar beni..!
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
2 Temmuz 2008       Mesaj #1639
arwen - avatarı
Ziyaretçi
Vaktiyle Hz. Süleyman, kuvvet ve haşmetiyle yolda giderken bir alay karıncaya rast geldi. Karıncaların hepsi, tazim etmek üzere huzuruna koştular. Bir an içinde binlerce, hatta daha da fazla karınca huzura vardı.

Fakat bir karınca, hemencecik huzura gelmedi. Yuvasının önünde bir toprak tepe vardı. O tepeyi düzeltmek için yel gibi toprak zerrelerini birer birer taşımaktaydı.

Süleyman, bu karıncayı yanına çağırıp dedi ki:

-Ey karınca! Görüyorum ki pek güçlü sayılmazsın. Nuh’un ömrüyle Eyyûb’un sabrına sahip olsan yine bu tepeyi kaldırmaya güç yetiremezsin. Böyle bir iş, senin gibisinin kol kuvvetiyle yapılamaz. Bu tepeyi sen kaldıramazsın.

Karınca dile geldi:

-Padişahım! dedi, bu yolda ancak himmetle yürünebilir. Sen benim yaratılışıma bakma. Himmetimdeki yüceliğe bak. Benden ayrı bir karınca var. Göremiyorum onu. Fakat beni aşk tuzağına çekti. Bana dedi ki: “Sen şu toprak tepeyi dümdüz yol yaparsan ben de senin yolundan bu hicran kayasını kaldırır, seninle düşer kalkarım.” Hemen şimdi ben de bu işe bel bağladım. Bu toprağı taşımaktan başka çarem yok. Bu toprağı kaldırır, tepeyi dümdüz bir hale getirirsem onun vuslatını elde edebileceğim. Bu hususta çalışıp çabalarken ölebilirim, ama hiç olmazsa yalan yere bir davaya kalkışmış sayılmam ya!

Azizim, aşkı karıncadan öğren! Gözün kıymetini körden belle!

Karıncanın kilimi karadır ama gayret kemeri vardır belinde. Karıncaya bile hor bakma sakın! Onun da gönlünde bir aslan yatar.

Bu yolda hal böyle; bir karınca, bir aslanın kulağını çekmede...
(alıntıdır)
€c€m - avatarı
€c€m
Ziyaretçi
2 Temmuz 2008       Mesaj #1640
€c€m - avatarı
Ziyaretçi
Özgürsün artık kanatlanabilirsin uçurumlara
Çünkü kuruttum sevgini..

Kendin kadar yalnız,
Ben kadar kalabalıksın dört duvar arasında..
Şimdi içimde rahatça ölebilirsin çünkü unuttum seni...”


Eli kanlı bir katile nasıl bir mektup yazılır bilmiyorum. Diri diri gömdüğün yüreğimle karşındayım. Dimdik ve bir o kadar mutlu..Söylenecek çok fazla sözüm yok aslında. Adın hiçliği andırıyor. İçi boş bir cümleye benziyor bendeki sen..Şimdi sana yazdığım bu satırlara bakıp yanlış anlamlar çıkarma sakın..Bende kapladığın yer boşluğa bakıyor. Gözlerin ise karanlığı anımsatıyor bana. Hadi mutlu olabilirsin artık. Doya doya sevinebilirsin.. Ellerinle gömdüğün bu kızın ardından yaktığın sahte ağıtları söndür artık. Yüzüne giydirdiğin benli acıları da sıyır artık .Ben öldüm artık/ gayri mutluluklar senin..

Başardın en sonunda. Senaryosunu yazıp yönettiğin bu oyunu kazandın. Tükettin beni. Dilediğince kanat çırpabilirsin bulutlara. Dilediğince gülüşler saçabilirsin etrafına. Ve bitirdin diyecektim..Lakin bitiremedin beni..Çünkü sen hiçbir zaman bende başlamadın ki.. Unutma sende bir cümlelik yerim bile olmamıştı..Sakın kızma bu cümleme..Bu cümleyi sen söylemiştin..Şimdi arkanı dön ve git. Ait olduğun karanlıklar seni bekliyor. Dört duvar sancılarında seni bekleyen bir ömür var. Benden alıntı bile yapmadığın geçmişine bir çizik at yeter. Gerisini cümlelere bırak. Ve bundan sonraki cümleyi okumadan ellerinle bir yerlere tut. Üzgünüm ama sendeleyeceksin..Beni diri diri gömen adam, üzgünüm ama benim sessiz cümlelerimde sana ait tek bir sesli harf bulunmamakta..

Şimdi ağlamayı bırak ve uzandığın yerden kalk. Doğrul hayata. Varlığımda yokluğumu ezberlemeyi becerebilen ve yokluğumda varlığımı yaşatabilen birisi olarak dayanabilirsin bunca şeye: Hem üzülmeye değer mi ki. Varlığını reddettiğin bu kızın laflarına aldırma sen. Dön sırtını karanlığa. Unutma ki gözyaşlarını kurutacak bir göğüs kafesini bulman hiçte zaman almayacaktır. Ya da beni unutturacak bir cümle kurman için dudaklarını bükmek yeterli olacaktır.

Biliyorum bu satırlar sana küfür gibi gelecek. Ya da beddua ettiğimi düşüneceksin. Asla böyle düşünme.Sen benim eli kanlı katilimsin. Hangi kurban katiline beddua eder ki ? Hadi beni gömdüğün yere bir bak. Bak diyorum sana. Kanlı gözyaşlarıyla uzan mezarıma. Biraz üşüyeceksin ama bir kızın yalnızlığında tüketeceksin içindeki yaşama sevincini. Acılarına kefil olan bu kızı sen öldürdün sen..Suçlusun..Seni sevmekten öte ne yaptım sana.? Hangi suçun cezası olarak beni diri diri gömdün ? Hangi sebebe istinaden vurdun beni yalnızlığa. Artık özgürsün...Beni öldürdün ya..Ne kadar inkar etsen de, sen eli kanlı katilsin..Yüzünde suçlu yazmasa da vicdanın hiçbir zaman seni temize çekemeyecektir. İstediğin gibi rahat dolaş sokaklarda. İstediğin maskeyi de vur yüzüne. Gerçeklerden ne kadar kaçabilirsin..

Seni çok sevmiştim lakin yanılmışım...

Üzgünüm ama geçmişimde sana dair tek bir iz yok

Ha, boynumda izler ne diyorsan
Onlar beni diri diri gömerken senden bana kalan son armağan....

Git..
Hiç gelmemiş gibi.
Bit.
Hiç başlamamış gibi
Kendin kadar yalnızsın..
Ben kadar ölüsün

Adın boşluk şimdi..
Ait olduğun karanlıklarda temize çek kendini.
Guslet o ayrılık kokan ellerini..
Öldür beni diyeceğim ama
Sen beni sende hiç yaşatmadın ki..
İstesen de ölemem ki..
Sen de hiçbir zaman varolmadım ki öldürebilesin..
Ben sende hiçtim..
Şimdi sıra sende...

“ Beni diri diri gömen adam,
Üzgünüm ama benim sessiz cümlelerimde
Sana ait tek bir sesli harf bulunmamakta..”

Benzer Konular

3 Aralık 2006 / Misafir Genel Mesajlar
16 Mayıs 2014 / NihLe Müslümanlık/İslamiyet
11 Haziran 2013 / Misafir Forum Oyunları
18 Aralık 2011 / ocean97 Genel Mesajlar
20 Haziran 2012 / ThinkerBeLL Edebiyat