Arama

Hikayeler ve Öyküler -2- - Sayfa 175

Güncelleme: 17 Şubat 2016 Gösterim: 594.398 Cevap: 1.812
fadedliver - avatarı
fadedliver
Ziyaretçi
10 Ağustos 2009       Mesaj #1741
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
Sevmek, Ama Adam Gibi Sevmek

Sponsorlu Bağlantılar

Çok tuhaf gerçekten, ama neyse bazı şeyler bizlere fikir vermesi açısından önemli…Burada veya genelde aşk hikayelerinde olduğu gibi…Aşk konusu veya sevgi konusu tamam… yani bir yerde sevgi ile aşk tamamen ayrı şeyler (Ama aynı manayı ifade ettikleri de oluyor.)…Allah’ın insanın içine yerleştirmiş olduğu duygular olmasa, insan ilk defa gördüğü birine karşı (herkese değil de, sadece o özel kişiye karşı) böylesine sıkı bağlarla bağlanabilir mi?
Ama şurası var ki gayri ahlaki veya gayri islami bir ilişkiler yumağında olmak…Yaz aşkları diye bir kaç aylık ilişkileri meşru göstermek ne kadar aptalca…İnsan birini sever veya sevmez…Çiçekten çiçeğe uçmanın bir alemi olmasa gerek…
Yine sadece flört adı altında,illaki birini sevmek zorunda olmakda öyle… Ortaöğretim çağındaki, lise çağındaki gençlere illa biriyle beraber olma, arkadaşlık kurma fikrinin aşılanmasıda öyle… Aşılanması diyorum zira görsel medya ve basın bu yönde bir yönlendirme yapıyor. Bunu görmek için mevcut dizilere bakmamız yeterli. En güzeli sevmek, ama adam gibi sevmek…Gelip geçici değil, kalıcı tüm benliğimizle sevebilmek. Eğer sevginiz uzun süre içinizde kaldı ise veya seneler sonra bile unutamıyorsanız, siz gerçekten sevmişinizdir…Gerisi ise hikaye…O zaman hikayelere dönebiliriz…
Olayın ben daha çok uygulanan yönüne eğilmek için söyledim. Yani toplumun geldiği noktada haremlik- selamlık uygulamasının olmadığı bir cemiyette bazı olayların olmasının önüne geçemezsiniz…
Bunun önüne her alanda İslami bir bakış açısına sahip fertlerin yetişmesiyle geçilebilir. Eğer siz sadece toplumsal yönünü alısanız Islam’ın yine yanlış yollara sapmanız mümkün, aynı şey sadece eğitim yönünü veya ibadet yönünü almanızda da böyledir… Onun için siyasal, sosyal, kültürel, hukuki, idari ne olursa olsun her alanda hayatımıza yön veren Islami bir bakış açısı egemen olmadan ne bizlerin ne de cemiyetin dirilmesi beklenemez.
Alıntıdır.

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
10 Ağustos 2009       Mesaj #1742
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Bir gencin sevgisiz geçen 24 yılı

Sponsorlu Bağlantılar
24 Yaşındaydı...
Okulunun en başarılı öğrencisiydi.Öyle çok iş teklifi almıştıki yaşamını,başarılı ve zengin bir iş adamı olarak geçirmesi garantiydi.Kendisini herkesten üstün görürdü,kimseyi beğenmezdi.Arkadaşları onun kırıcı olduğundan yakınırdı hep. AŞK onun için ayak bağıydı birini sevmenin düşüncesi bile itici gelirdi.Bir sabah kendini kötü hissetti,soluğu hemen doktorda aldı.Test üstüne test yapıldı ve teşhis kondu. KANSER...Doktor sadece birkaç aylık ömrün var dediğinde inanamadı.Oysa neler bekliyordu hayattan.Eve kapandı kimseyle görüşmüyordu.Bir gün televizyon izlerken bir söz dikkatini çekti.Filimde bir kadın kendisini terk eden sevgilisine (En Büyük Mutsuzluk Sevgisiz Bir Hayat Sürmektir) Bundan daha kötüsüde bu dünyadan sevdiklerine(Seni seviyoruM) demeden gitmek diyordu. Televizyonu kapattı ve düşündü,bugüne kadar hiç kimseye (Seni Seviyorum) dememişti ve bunu söylemek için o kadar az zamanı kalmıştıki.Fırladı yatağından,banyoya koştu günlerdir kesmediği sakalını kesti.En güzel kıyafetlerini giyindive dışarı çıktı önce okuluna gitti.Dersin ortasında sınıfa girince hem öğretmeni hemde arkadaşları şaşırdı.izin istedi öğretmeninden bir kaç şey söylemek için.
Yıllarca sizinle birlikteydik dedi.Ama ben hiç birinizle yakın olmadım.Çoğunuzu kırdım,aşığıladım lütfen beni bağışlayın.Sizi seviyorum sizi çok seviyorum.Okuldan çıktığında öylesine rahatlamıştıkikendisi bile şaşırdı.Demek bu kadar kolaydı .Demek böylesine sihirliydi.O Seni Seviyorum.Sözü yeniden eve döndü Annesi,Babasıve kardeşleri onu çok merak etmişlerdi ve her yeri ayağa kaldırmışlardı.Neredeydin diye sorduklarında(Sevginin Kuçağında) yanıtını verdi.Babasına,Annesine ve Kardeşlerine tek tek sarıldı hepsine yüzlerce kez Sizi Seviyorum dedi.Sonra kağıdı kalemi aldı eline ve şunları yazdı.
İnsanlara Seni Seviyorum demek için ölümü beklemenize gerek yok şimdi hemen şimdi başlayabilirsiniz.Başlayınki hayatınız güzelleşsin,zenginleşsin.Hem şimdi başlamasanız bir daha söyleme şansınız hiç olmaya bilir.Ertesi gün onu zor bir görev bekliyordu.Bu yazdıklarını o kısacık sürede bulabildiği her adrese gönderecekti.
Yatağına uzandı ve acılarına rağmen yaşamında hiç böylesine huzurlu uykuyaa ölüme daldı.
Alıntı

fadedliver - avatarı
fadedliver
Ziyaretçi
11 Ağustos 2009       Mesaj #1743
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
Adressiz Sevgiler Çağı

Karmaşa içinden çıkılmaz bir hal alıyor böyle durumlarda.
Kolaylıkla ifade edebileceğin şeyleri bile kendine anlatmakta zorlanmaya başlıyorsun
sonra
karanlıklar senin en yakın dostun oluyor.
Kendini karanlıklarda anlatmaya başlıyorsun.
Gündüzünde başkalarına ait olunca
seni sadece gece anlayabiliyor
o da kendine o çok fazla anlam yüklediğinden
ve
kendini gece bulmaya çalıştığından karşına yine sen çıkmış oluyorsun...

Al işte bir çelişkili durumda daha...

Sonra

Bir şarkı dinlersin dayanağı kendin olursun
bir ara yıkılacağını hissedersin ağırlığı kaldıramaz olur benliğin
sebebi içinde yıkılmak üzere olan sütunlar ve duvarlardan kaynaklıdır
böyle durumlarda yapacak tek şey kalıyor müziği değiştirmek.
Yolları açmak için mücadele etmek yada
müziği kapatmak.

yaşamda dolması gereken çok fazla çukur var
ve akmanın en güzel şekli neyse o şekilde akıp doldurmak gerekiyor
ayaklar o çukurlara düştüğünde incinmemek için
bunu her an yapmaya hazır olmak gerek...
yaşadığımız çağ
Adressiz Sevgiler Çağı
Düşünce kimse kaldırmıyor artık

Murat Tali
Daisy-BT - avatarı
Daisy-BT
Ziyaretçi
11 Ağustos 2009       Mesaj #1744
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi
Serüven



Hepimiz ormanda kaybolmuş, korkmuş ve ağlarken buluyoruz ilk kez şiir deresini. Gözlerimizi silip, hayretle bakıyoruz bulduğumuz bu yeni, gizli daha önce bildiğimiz hiçbir şeye benzemeyen ışıltılı suya. Gördüklerimizi anlatmak coşkusuyla deli gibi koşarak çıkıyoruz ormandan. Ağaçlara çarpıyoruz, dallar gömleklerimizi yırtıyor, dikenli çalılar dalıyor kısa pantolonlu, çıplak bacaklarımızı. Bazılarımız, ormanda kaybolmaktan korktuğu halde tekrar giriyor ormana.
Şiir'de birinci aşamadır bu: Merak.
Önceleri kaybolmadan bulamıyoruz derenin sapa keçiyolunu bir daha. Ardımıza serptiğimiz ekmekleri kuşlar yiyor, rüzgâr siliyor ayak izlerimizi, kırdığımız dalları onaran biri mi var? Daha önce kimsenin bulmadığı bir şey bulduğumuza eminiz yine de. Sonra sonra içimizden gölgelerin, otların, taşların ve ormanın diğer işaretlerinin dilini çözen, her ormana girdiğinde dereye inen patikayı bulabilenler oluyor.
Şiir'de ikinci aşamadır bu: Alışkanlık.
Artık saatler geçiriyoruz derenin yanında. Geri döndüğümüzde bile bir parçamız orada kalıyor sanki. Kimseler anlam veremiyor bu dalgın, uzaklara bakan, kimi zaman eşini görmedikleri bir erinçle ama çoğunlukla orada olmaktan sıkıntılı -sanki evde ya da dışarda bizi bekleyen bir kadın varmış da onu biraz daha bekletirsek ayrıldığımız yerde bulamayacakmışız gibi- huzursuz halimize. Bazılarımız geri dönmemeye karar veriyor. Kuruyor çadırını derenin kıyısına.
Şiir'de üçüncü aşamadır bu: Tutku
İlk günler her şey güzel. Dere boyunda yürüyoruz artık. Bazen başka çadırlarla karşılaştığımız da oluyor. Hayret! nasıl da görmemişiz hiçbirini daha önce. Bazı çadırlar boş, tanışıyoruz bazılarının sakinleriyle. Sonra giderek bir yetmezlik duygusu kaplıyor içimizi. Yeni bir söz arıyoruz, hiç denenmemiş bir söz, kimsenin bulmadığı bir dere, kutsanma ya da lanetlenme. Çadırını söküp kente dönenler oluyor, delirenler, küsenler, çadırına kapananlar, ellerinde kazma kürek derenin yatağını çevirmeye çalışanlar.
Şiir'de dördüncü aşamadır bu: Cinnet.
Çadırım hâlâ o derenin kıyısında duruyor. Bir sabah uyandığımda artık derenin kıyısında değildim. Dereyi geçmeyi hiç denememiştim ama şimdi dere benim içimden geçiyordu. Bu son aşama değil, seziyorum. Boş çadırların sakinlerinin dereye dönüştüklerinden şüpheleniyorum.

Gökçenur Ç.
(Her Kitabın El Kitabı’ndan)
reyan - avatarı
reyan
Ziyaretçi
20 Ağustos 2009       Mesaj #1745
reyan - avatarı
Ziyaretçi
Sevgiden söz edip sevgisiz olanlara..

Hani hep sevgiden doğruluktan dürüstlükten söz edip gerçekte kendinden başka kimseyi sevmeyen insanlar vardır çevrenizde..
Sonsuz ihtiraslarıyla her şeyin kendilerinin olmasını isterler..
Ne kadar verseniz daha çok isterler..
Sonunda insan sevgisinden yoksun ihtirasları bir gün gelir kendilerini vurur..
"Sadece ben.." diyenler acıyı ve eziyeti paylaşırken başarıyı ve mutluluğu paylaşamayanlar ihtiraslarla kavrulmuş egolarına yenik düşenleri yaşamımın her alanında görürüm..
Bazen futbolda.. Bazen gazetecilikte.. Bazen ikili ilişkilerimde..
Öyle anlarda hep
Süleyman Demirel'in bir sözünü hatırlarım:
"Keser döner sap döner
Gün gelir hesap döner.."
"Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:
- Sevginin sadece sözünü edenlerle onu yaşayanlar arasında ne fark vardır"
- Bakın göstereyim" demiş Ermiş..
Sevgiyi dillerinden gönüllerine indirememiş olanları çağırmış önce..
Onlara bir sofra hazırlamış.. Hepsi oturmuşlar yerlerine.. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da "derviş kaşıkları" denilen 1 metre boyunda kaşıklar..
Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.." diye şart koşmuş..
"Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler..
Fakat o da ne?..
Kaşıklar uzun geldiğinden hiçbiri bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına kaşıkları..
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar öylece aç kalkmışlar sofradan..
Bunun üzerine "Şimdi.." demiş Ermiş "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.."
Yüzleri aydınlık gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya..
Ermiş "Buyrun.." deyince her biri 1 metre boyundaki kaşığını çorbaya daldırıp karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını.. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan..
"İşte" demiş Ermiş; "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır.. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.."
Bu dünya kütüphanesi gibi olan internetten bir öykü..
Bu öykülere eften püften diyenler için yazılmadı bu öykü..
Anlayanlar ve anlatacaklar için yazıldı..
Sizler için yazıldı bu öykü..
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
20 Ağustos 2009       Mesaj #1746
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI ?

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak
atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin
genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle
çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı.
Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak
istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..
Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine
sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir
kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı.
Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi.
Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi.
Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000
metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev,
tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir
"0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
"Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk..
"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal"
dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun.
Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir.
Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da
alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi:
"Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden
yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.
"Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin.
Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!."
Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir
değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
"Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi..
"Ben de hayallerimi..".....

O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki
1000 metrekarelik evinde oturuyor.
Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde
çerçevelenmiş olarak asılı.
Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen,
geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi.
Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi,
"Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken,
hayal hırsızıydım. O yıllarda
öğrencilerimden pek çok hayal çaldım.
Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."



Alıntı
fadedliver - avatarı
fadedliver
Ziyaretçi
28 Ağustos 2009       Mesaj #1747
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
Beni Yalnız Bırakmayan Yalnızlığım..


Hava hâlâ karanlıktı ve ben uyumak istiyordum..

Diğer milyonlarca insan nasıl uyuyorsa, ben de uyumak istiyordum.. Çekyattan bozma yatağımda, bacaklarımı açabildiğim kadar açarak, kollarımı yatağın her iki yanına salarak, pencerenin perdelerini hafifçe oynatan rüzgar serinliğinde uyumak istiyordum..

Uyanmasaydım ne olurdu..? Gitmeyiverseydim bugün işe.. Hem işin başlamasına daha saatler yok muydu..? Neden güneş doğmadan önce uyanmak zorundaydım ki..?

Ah Şeytan.. ! Nasıl sorular sorduruyorsun insana sen.. !

Uyanmalıydım ve inancımın gereğini yapmalıydım.. Yalan yanlış da olsa dualar okumalı, şükretmeliydim.. Namaz kılamıyordum belki ama yatağımdan kalkmalı ve seccade üzerinde oturup-kalkmalıydım.. Uyanmalıydım.. Mutlaka uyanmalıydım..



Aynadaki bu yüz kimin..? Yamuk burun, yamuk ağız, yamuk kollar, şişmiş gözler, seyrekleşmiş saç.. Bir haftadır kesilmeyen sakal, siyahken, yıkana yıkana beyazlaşmış ve vücuduma tam oturmuş atlet, siyah ile kırmızının uyumunu her halinden belli eden baksır.. Ah be <Çocuk>, nasıl da ter kokuyorsun öyle.. ! Önce sakallardan kurtulmalı, sonra ter damlarının yapışkan ettiği vücut kirlerinden..

Sanırım, sabah saatlerindeki tüm karamsar hisleri yok eden, çirkinliği örten, suyun altına girip de güzel bir banyo yapmaktır..


Ne giyinsem.. ?

Gri kumaş pantolon, açık mavi gömlek, siyah kemer, siyah ayakkabı.. Hayır.. ! Klâsik giyinmek istemiyorum artık.. !

Mavi kot, beyaz uzun kollu gömlek, altına açık renk spor ayakkabı.. Yanımdan hiç ayırmadığım yeşil spor çanta.. Yeşil olmaz, iyisi mi lacivert olanını almalı.. Çok mu spor oldu..? Devlet dairesinin ciddiyetine ne oldu..? Ne çok soru soruyorum kendime.. Ne çok hesap soruyorum öyle..

Ciddiyet giyindiklerinde değildir be oğlum, böyle git işe.. Ve tez zamanda, şu biçimsizleşmiş saçlarını da üç numaraya vurdur..


Saat 7.. Bakırköy Meydanı.. Trenin gelmesine 15 dakika var.. Her zaman oturduğum, sol taraftaki bankta oturup, gelen-geçen insanlara bakıyorum.. Güvercinler, dünkü yağmurdan kalan su birikintilerinin etrafında toplanmışlar.. Erkekler, dişilerine kur yapıyor, kabarıyor, dişi güvercini tahrik edeceğine inandığı sesleri çıkarıyor.. Dişi güvercinler ise, diğer tüm hemcinsleri gibi kendilerini naza çekiyor, kaçar gibi yapıyor ama kaçmayıp erkeği peşinden koşturuyor..


Annesinin elinden tutmuş, dört veya beş yaşında sarışın bir kız çocuğu.. Pembe ayakkabı, sarı çorap, pembe etek, beyaz penye.. Saçlarını iki yandan pembe tokalarla ayırmış.. Yüzü beyaz, dudakları ise çilek görüntüsünde.. Meydan'a girince, güvercinleri görüyor ve annesinin elinden kurtularak, onlarca güvercinin arasına atıyor kendini..


Trenin gelmesine 7 dakika kaldı..


Çocuk, güvercinlerin arasında koşuyor.. Güvercinler, çocuğun zararsız olduğunu anlamış olacaklar ki, uçmuyorlar bile.. Sarışın kız koşturuyor, güvercinler de sağa-sola kaçışıyor.. Küçük kızın annesi ise elindeki simit kırıntılarını güvercinlere atarken, kızının kahkahaları ile yüzünde tebessüm oluşuyor..

Bu nasıl bir mutluluk.. ! Bu nasıl şen kahkahadır böyle.. ! Geçen hafta, aynı saatte, aynı yerde gördüğüm, havuza girip de birbiriyle şakalaşan o iki erkek çocuğunun kahkahalarından sonra bu ne güzel bir kahkaha sesidir Allah'ım..

Benimle hemfikir olacak ki insanlar, hızlı attıkları adımları ağırlaştırıyorlar, küçük kızı seyrediyorlar, sabah saatlerinin vermiş olduğu mahmurluğu, bu küçük kızın kahkahaları ile üzerlerinden atıyorlar ve onlar da yüzlerine tebessüm konduruyorlar.. Acaba onlar da benim gibi bu küçük kızı yakalayarak, küçük kızın yanaklarını öpmek, küçük kıza sarılmak, küçük kızı sıkmak, mıncıklamak istiyorlar mıdır..?

--Haydi kızım artık gitmeliyiz.. diyor annesi.. Dur annesi dur, mutluluğunu yarım bırakmasını bekleme küçük kızdan.. Sakın seni duymasını bekleme.. O şuan çok mutlu.. Sadece kendi değil, farkında olmadan çevresindekiler de o küçük kız sayesinde mutlu..


Ben.. Evet evet yalnızlığımı unutmuş durumdayım.. Mutluyum sanırım.. Sebebini bilmiyorum.. Belki küçük kız, belki güvercinler, belki dün geceden yağan yağmur.. Mutluyum..

Mutluyum..

Mutluyyy
dum..


Öyle bakmasaydın be teyzem.. ! Küçük kızı seyrederken, beni farkederek, tüm dikkatini benim üzerime yoğunlaştırmasaydın, öyle acıyarak bakmasaydın, ne olurdu sanki.. ! Yüzümde tebessüm birikmişken, kendi gerçeğimi unutup, küçük kızın mutluluğundan pay çıkarmışken, bana öyle bakmasaydın, yanındakini dürtüp de beni göstermeseydin, ne olurdu sanki.. ? Vah etmeseydin, gözlerinde toplandığını gördüğüm o acıyan bakışları toplamasaydın.. Öyle bakmasaydın.. Öyle bakmasaydın.. Öyle bakmasaydın be teyzem.. !


Kalk <Çocuk> Efendi.. Kalk.. ! Yeter sana bu kadar mutluluk.. Şurdan biri zeytinli, biri peynirli iki poğaça al, trene bin ve inine gir.. İçinde büyüttüğün yeşilliği bol çocuk bahçesinde, güvercinlerin hâyâlini kur, sen de bu küçük kız gibi güvercinlerin arasında koştur, dur..

Kalk <Çocuk> Efendi.. Kalk.. ! Oyun bitti, hayatın kara olan gerçeğini yaşama vakti..

Kalk <Çocuk> Efendi.. Kalk.. Seni hiç yalnız bırakmayan yalnızlığını, yalnız bırakma..
Alıntı
reyan - avatarı
reyan
Ziyaretçi
29 Ağustos 2009       Mesaj #1748
reyan - avatarı
Ziyaretçi
Üç Noktanın Anlamı

Âşık ve maşuk birbirilerini çok seviyorlarvirgs ancak bir türlü birbirilerine açılamayıp sevgileri ortada kalıyor. Bir gün âşık dayanamayıp maşuğun evine gidiyorvirgs kapıyı çalıyor. İçerden bir ses
—kim o?
Âşık cevap veriyor
-BENim
Maşuk içerden sesleniyor.
—git buradan
Âşık şaşırıyor. İnanamıyorvirgs ama ayrılıyor kapıdan üzgün bir şekilde.
Dağlarvirgs ovalar dolaşıyor maşuğun aşkından ölecek duruma geliyor olaylarla anlam veremiyorvirgs dayanamayıp tekrar maşuğun kapısına geliyorvirgskapıyı çalıyor.içerden bir ses
—kim o? Diyor
Âşık cevaplıyor
-BENim.
Maşuk içerden sesleniyor.
—git buradan
Âşık deliye dönüyor. Bir türlü anlamıyor aşkının niye böyle yaptığını. Kendini yollara vuruyor. Aşkıyla eriyor da sebebi bulamıyor. Günler aylarıvirgs aylar yılarlı kovalıyor. Âşık kendini maşuğun evinde buluyor bir gün. Kapıyı çalıyor. İçerden bir ses
—kim o?
Âşık cevaplıyor.
-SENim
Maşuk içerden sesleniyor.
—gir içeri o zaman


AŞKvirgs SENim diyebilmektir. . . .

(3 nokta da BEN ve SEN kavramlarının BİZ olma halidir)
alıntı


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
3 Eylül 2009       Mesaj #1749
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
bu sabah uyandığımda iki elimdede hafif bir şekilde lekeler gördüm yıkadım geçmedi, kına olduğunu anladım ama nedeni nedir bilen var mı?
fadedliver - avatarı
fadedliver
Ziyaretçi
3 Eylül 2009       Mesaj #1750
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
YAŞAMAK, SEVMEK ve ÖĞRENMEK
Öğretmenin adı bayan Thompson'du ve 5.sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde,
sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı.
Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, bayan Thompson, Teddy'i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi.
Çalıştığı okulda bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti ve Teddy'nin bilgilerini en sona bırakmıştı. Onun dosyasını incelediğinde şaşırdı. Çünkü; birinci sınıf öğretmeni: "Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu... Ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu..." diye yazmıştı.

İkinci sınıf öğretmeni:
"Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen, fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor.." diyordu.

Üçüncü sınıf öğretmeni:
"Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer bir şeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.“ diye yazmıştı.

Dördüncü sınıf öğretmenine gelince:
"Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." demişti. Şimdi bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu. Öğrenciler ona güzel kağıtlara sarılmış süslü kurdelelerle paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy'nin armağanı
kaba kahverengi bir kese kağıdına beceriksizce sarılmıştı. Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi.
Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış, birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar, fakat öğretmen, bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.
O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek; "Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz" dedi.
Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vaz geçerek onları eğitmeye başladı. Teddy'ye özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek, Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu.
Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına karşın Teddy, onun en sevdiği öğrenci olmuştu.
Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy'dendi. Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu. Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti. Notunda liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve bayan Thompson'un halâ hayatında gördüğü en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu. Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy'den. O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarfetmesi gerektiğini yazıyordu. Ve bayan Thompson halâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi. Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi. Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve halâ bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi.
Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu.
Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.

İlkbaharda bir mektup daha aldı bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü, bayan Thompson'un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Tabii ki oturabilirdi.
Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı, Teddy'nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümden sürmeyi de ihmal etmedi.
Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına "Bana inandığınız için çok teşekkürler bayan Thompson, kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için de..." diye fısıldadı.
Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi: "Yanılıyorsun Teddy... Ben değil, sen bana öğrettin.
Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum..!!

Benzer Konular

3 Aralık 2006 / Misafir Genel Mesajlar
16 Mayıs 2014 / NihLe Müslümanlık/İslamiyet
11 Haziran 2013 / Misafir Forum Oyunları
18 Aralık 2011 / ocean97 Genel Mesajlar
20 Haziran 2012 / ThinkerBeLL Edebiyat