Yalancı 16bölüm
Sonraki günlerde evi gezinin telaşı almıştı da beni olacakların ya da olabileceklerin korkusu sarmıştı...Okulda da tatlı bir heyecan devam ediyordu...Bir yandan hazırladığımız,hazırlamaya çalıştığımız belgesel nihayet bulmak üzereydi,diğer yandan her yıl okulumuzun kutladığı müzeler haftası hazırlıkları son aşamadaydı...
Bu günü özel kılan okulumuzun düzenlemiş olması...Öncelikle her yılın 19 mayısı ,öncesi ya da sonrasında kutlanan bu güne okulumuzda üç ay öncesinden hazırlıklar başlar...Müdür bey bir kaç kez toplantı yapar,görevlendirmeleri tamamlar,herkesin bir görevi vardır...İki dönemdir bana düşen görevde ayran yapımı ve malzemenin temini...Hadi ayranı bir türlü yapmak sorun değilde...otuz kırk kilo yoğurdu bulmak hayli zor oluyor...Parayla alsan bütçe sarsılıyor,yok öğrenciye getirtsen bir gün sonra karşılığında not istiyor...Bir işi layıkıyla yapmakta suç bu ülkede...Bir beğenildi yaptığımız ayran ...her yıl görev bize,bana verilir...Oysa toplantıda özellikle belirttim ki müdüre;
-Müdür bey bizim belgesel çalışması var biliyorsunuz...Cumartesi ,pazar günleri genellikle çekimlere gidiyoruz,ayrıca geceleri sabahlara kadar toplanıp fikir teatisi yapıyoruz,inan çok yoruluyoruz...mümkünse bu görevi bir başkasına devretseniz...
-Olur mu hocam,ayran önemlidir.Gelen misafir ayran ve sıkmaya bakıyor bu ikisi güzel olursa gerisi önemli değil..Ha şunu yaparım,yanına bir öğretmen daha veririm,sen tarif edersin o yapar...Kısaca yine görev üstüme kalmıştı.Gün de yaklaşıyordu...Önce yoğurt kaygısına düşmek gerekiyordu ki,öylede oldu...Okulda bulunan üç yiğenime 18 mayıs tarihine kadar on beş kilo yoğurt getirmelerini tembihledim ve müdüre söyledim...Oda gerisini kendisinin tedarik edeceğini söyledi ve yoğurt işini böylece hazır hale getirdik...Müzeler haftasının çalışmaları devam ederken,belgesel çalışmaları da bitmek üzere idi bir rütuşu kalmıştı...Son bir kez inceleyen teknik heyet,Ceyhun,Memet emmi,Yağup ağa lakabını emminin yakıştırdığı İrfan bey belgeselde bir eksiklik hissederler...Alel acele bir telefon trafiği başlar..Aranan benim acilen gelmem isteniyordu,Ceyhunun iş yerine...Vardığımda ekip tamamen ordaydı,hazır ve nazır...
- Hayırdır beyler,problem nedir...Apar topar getirdiniz beni...Yemeğimi yemedim üzerimi değişmedim...Memet emmim tipik bir adana ağzıyla...
-Ulan goca,ne yemeğin vakti,ne üst değişmenin...Eşeğin böyüğü ahırda galmış...Tez elden Meyremçil'e gitmemiz lazım...Meyremçil adını duyarım da nerde olduğunu bilmezdim o güne kadar...Meğer Maraşa bağlı komşu İlçe Andırınla,bir diğer ilçesi Göksun arasındaki tarihi ipek yolu Ağ yol denen ve İlçemizle bağlantısı olan bütün yolların çıktığı kesişimmiş ve epeyde uzakmış.Biraz da espiri olsun diye...
-Emmi desene her yol Meyremçil'e çıkar dedim ve gülüştük...Hiç durmadan hareketle yaklaşık bir saatlik yolculuk sonrası Andırına varmıştık.Andırından öte de yarım saat bir maceralı yolculukla Meyremçil'e varmıştık Haziranın ortaları olmasına rağmen öğle vakti dondum dışarda...Birazda hazırlıksız gitmişiz...Kadirli yanarken ceket giyecek değildik ya...Çekimlerden fırsat buldukça, arabanın içine nisbeten sıcak olduğu için kaçtım ...Emmi de diğerleri de kısa kollu gömlekle gelmişler...Üşüdüler,ama o nasıl bir aşktır ki çekimler bitinceye kadar devam ettiler...İkindi olmuştu geri dönerken.İçinden geçtiğimiz Geben nahiyesi girişinde yolu kapatmış iki eşek boğuşuyor...Belgeselcilik damarımız kabarmış olacak ki onların boğuşmasını yarım saat kameraya aldım...Hala da espiri konusu olur aramızda bu olay...Artık çekimlerimiz bitmiş belgeselin teknik konuları için toplanmıştık Ceyhunun evinde...Bir fikir attım,
-Beyler,bu eşeklerin kavgasından da bir sahne koysak nasıl olur belgesele...Epeyce tartışıldı,tartıştık ama kabul görmedi...'''Kinmi dedi hayvan haklarını savunanların tepkisini alırız...kimi dedi nereye monta ederiz velhasıl bir türlü kabul görmedi fikrim ama hala içimde uhte kaldı ondan küçük bir bölüm koymadığımız için. Koyamamıştık belgesele ama çekimleri hala bendeydi ve zaman zaman kameraya takıp seyrediyordum...gerçekten görülesi bir manzaraydı...
Belgeseli bitirmiştik nihayet,şimdi onun iki gün içinde çoğaltılması ve piyasaya sürülmesi vardı...Müdürümüz iyi niyetli bir insan olmasına rağmen pek de bu işlerden anlamazdı...İş yine bize kalıyordu...Hani meşhur halk söylyişinde olduğu gibi...Yapan biz her aşamasında da biz olacaktık,olduk da...Yaklaşık bin adet cd yi iki gün içinde okulun ve bizlerin bilgisayarında çoğaltarak hazır hale getirdik...Bir de bunun dağıtılması çıktı karşımıza...Artık onu da üstlenecektik mecburen...Öylede yaptık...Özellikle okullar ve öğretmen camiasına dört yüze yakın cd ben dağıttım...Gerisi de artık okulun ve diğerlerinin gayretiyle bitirildi...Bu bir ilkti Kadirli tarihinde,görsel olarak kadirlinin tarihi,sosyal yaşamı, kültürü ve yaylacılık konusunda inceleme...
Artık günü gelmişti müzeler haftasının ve kutlamasının.O gün herkes görevinin başında,okulun avlusu panayır gibi...Bir taraftan çadırlar kuruluyor diğer taraftan öğrencilerden oluşan bir grup yufka açıyor...Bir grup açılan yufkaları sıkma yapıyor,bizde ayran yapmakla meşgulüz...Ayranı yapmak içinde uğraşmak gerekiyor ilkel şartlarla...Yoğurdun içine üçte bir oranında suyu koyacaksın,onu iyice çalkalayıp kıvamına getireceksin sonra tuzunu ayarlayacaksın...sonra tekrar üçte bir oranında su tekrar çalkalama...Özellikle çalkalama bölümü hani dansözlerin kıvırmasını andırıyordu...Gülüşerek yaptık bitirdik ayranımızı...Teslim ettikten sonra servis ekibine işimiz bitti mi...Hayır artık günün çekim işiyle meşgul olmak da bana verilmiş elde kamera çekim işine başladım...Az sonra sunucumuz proğramı arzedip,Saygı duruşuyla proğramı başlatmıştı ki Müdür yardımcımız Şennur yanıma geldi...
-Sen burda ne oyalanıyorsun,az sonra plaket töreni var....
-Eeee ne yapayım varsa var,banane...Çekeceğim işte kamerayla...Güldü ve,
-Akıllım plaket sen ve ekibine verilecek....Şok olmuştum.Böyle bir şeyden haberimiz yoktu ve müdür de süpriz olsun diye haber vermemişti...Az sonra plaket töreni dedi sunucu ve '''Kadirli kültürüne,tarihine yaptıkları hizmetlerden dolayı okulumuz öğretmenleri..........'''demiş ve isimlerimizi saymıştı .Kaymakam bey tarafından plaketlerimiz verilmiş ve duygulanmıştık...İlk kutlayan da o olmuştu hemen tören bitiminden sonra....Ceylanım.Ardından okulumuzun tüm öğretmenleri...Biri vardı ki hep sessiz,uzaktan izleyen,Hülya...Onun tebrik etmemesi zoruma gitmişti ve üzülmüştüm...
O yorgunluk ve zevkin ardından eve geldiğimde herkes hazırlık içindeydi,bense unutmuştum o akşam geziye gideceğimizi...Biraz uzandım televizyonun karşısında haber dinlerken uyuyakalmışım...Başarmanın hazzıyla...Kızım gelmiş,seslenmiş duymamışım.Hanım gelmiş sonra,uyandırmak için,
-Aşkım ,hayırdır uyuyor musun....Uyumak değildi belki de başka alemlerde gezinmek,belkide bedenen olduğun yerde olmamak...Kendime geldim o munis sesin sevecenliği ile.
-İçim geçmiş canım ,yorgunluktan....
-Bir saat sonra gezi başlıyor,sen hazırlanmadın bile....
-Unutmuşum ben onu,ben gitmesem ,çocuklarla siz gitseniz....
-Sen gitmezsen şurdan şuraya gitmem...derken kızmıştı da biraz.
-Tamam tamam,şimdi hazırlanırım,off ammada yorulmuşum yahu...Valla bıraksanız şuracıkta iki gün uyurum herhalde...
-Arabada uyursun canım,Nede olsa yol uzun...Bir yorgun ruh haliyle hazırlanmış,spor bir giysi takınmıştım üzerime hanımında yardımıyla....Buluşma yerimize vardığımda herkes hazır bizi bekliyordu...Bindik otobüse gerisini hatırlamıyorum...Onca tantana olmuş,öğrenciler çalmış oynamış...gırgır şamata duymamışım ben,hatta zaman zaman horlamışım yorgunluktan...Gözümü açtığımda Konyadaydık sabaha karşı...Yorgunluktan uyumuştu çoğu...İlk hedef Denizli idi,araba karanlığın içinde hızla yol alırken sabahın mahmurluğu çökmüştü üzerime...Karanlıktan dışarısı görünmüyordu tam olarak,gölgeler ve uyku hali tabiatta...Akşamdan İlyası da aramıştım geliyoruz diye...Şimdi ne haldeydi gardaşım,yılların hasreti vardı onda da bende olduğu gibi...Yirmi yılın üzerinde birbirini görmeyen iki gardaşın buluşması olacaktı bu gezi aynı zamanda...1985 Yılından beri görmemiştik birbirimizi...Tesadüfen öğrenmiştim onun da denizlide olduğunu da iki yıldır telefonla,meyille görüşür olmuştuk...Bu geziye asıl onun için ,onunla görüşmek için olur demiştim birazda...Birden Erzurum yılları canlandı gözümde...Okış günlerinin soğukluğunda sıcacık bir dostluk ısıtırdı içimizi...Kuzeyin sert iklimiyle güneyin ılımanlığı Erzurumun kışını bahar yapardı ikimize...Siyasi,sosyal her açıdan ruh ikizimdi, dostum ,can yoldaşım ,gardaşım ilyas...Günün ilk ışıklarıyla denizliye girmiştik...
Lutuf Veli / 3/8/2007