Arama

Sonsuz Aşk - Sayfa 35

Güncelleme: 26 Ekim 2014 Gösterim: 564.448 Cevap: 2.787
huznunyuzu - avatarı
huznunyuzu
Ziyaretçi
2 Ekim 2006       Mesaj #341
huznunyuzu - avatarı
Ziyaretçi
ellerınıze yuregınıze saglık paylasımlarınız ıcın tesekkur edıyorum
Sponsorlu Bağlantılar
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
2 Ekim 2006       Mesaj #342
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar
Sen yalnızlığıma varır varmaz
Sponsorlu Bağlantılar
Az sonra yağmuru durduracaklar
Rüzgarı değiştirdim
Ustura ağzı poyraz
Yok canım yıldızları unutmadık
Mutlaka yerlerinde bulunacaklar
Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
Sütlü çıplaklığını örtecek kadar
Senin için olduğu asla bilinmeyecek
Yapraklarını birden dökecek dutlar
Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
Balkonda işlemeli müstesna bulutlar
Ayak bastığın an şehir de değişebilir
Yoksa Moskova'mı
Belki Berlin belki Dakar
Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir
Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar
Nerede ne zaman kaç kere yaşadık
Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
Dudaklarımızda birbirimizden mısralar
mydarling24 - avatarı
mydarling24
Ziyaretçi
3 Ekim 2006       Mesaj #343
mydarling24 - avatarı
Ziyaretçi
Gel Artık

Gel artık,
Gel de
Gidişinle götürdüklerin
Dönsün bir bir…
İnsan,
Nasıl öldürürse aşkı
Öyle diriltir…

Gel ki,
Aşkımız tazelensin,
Gönlümde ızdıraplar dinsin,
Gözlerimin içi gülsün…

Güzelim
Dön evine,
Bir sürpriz yap
Sevenlerine…

Dön artık,
Dön de
Dik olsun başımız,
Pişsin ocakta aşımız,
Dinsin gözyaşımız…

Yıkıldı gönül sarayımız,
Yarım kaldı balayımız,
Kesildi halayımız…

Gel artık,
Gel de
Davullar çalsın,
Halaylar kurulsun,
Mutluluk bizi bulsun…

Gel de
Yeniden
Bir yuvamız olsun…
Gel de
Gönlümüz huzur bulsun…
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
3 Ekim 2006       Mesaj #344
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Derdin ki,
Tanrıya şükrediyorum
Sonunda bizi karşılaştırdığı için
Derdin ki,
Hiçbir zaman ümidimi yitirmemiştim
Elbet bir gün bulacaktım seni

Şimdi birlikte dinlediğimiz
Birlikte söylediğimiz
O şarkı çalıyor...
Rüzgarlarla yolladığın esintin
Fırtınalar kopsa artık gelmiyor!
Duyuyor musun bilmem ama
Benim içim yanıyor!
Neredesin bana gözüm diyen
Yüreğimi alıp götüren yar
Neredesin...

Her şeyini verdin, her şeyimi aldın
Şimdi hepsini geri istiyorsun
Benim verdiklerimi geri almam imkansız
Bırak hepsi orada kalsın!
Bunca kolay mıydı her şeyi yıkmak
Bir kelebek kanadında gökyüzüne salmak...

Niye yaptın bana bunu niye...
Durup durup ulu orta ağlıyorum
İnsanların içine çıkamıyorum
Kimseye sevgiyle gülerek
Güvenerek bakamıyorum
Ben artık tek başıma
Her şeyden korkuyorum!
Ne seni içimden atabiliyor
Ne de bir yere sığdırabiliyorum...

Ben artık gidiyorum buralardan
Hatırlar mısın
Tıpkı beni ilk gördüğün gün gibi
Kapıdan çevirmiştin
Gitme artık geldim!
Nerelerdeydin bunca yıl
Bulamadım demiştin

Şimdi tekrar düşeceğim yollara
Eskiden hep özlediğim
Mutlaka bir yerlerde yaşadığına inandığım
Bir sen vardı hep içimde yaşattığım ve aradığım
Tam buldum dediğim anda
Her şeyi geri istiyorsun benden tekrar
Gidiyorum işte Ey Sevgili!
Tıpkı istediğin gibi...

Ama artık yüküm öyle ağır ki...
Gözlerin var gözlerimde
Kokun tenimin üzerinde
Ellerinin sıcaklığı, nefesin...
Hepsi, hepsi benimle geliyor
Bu cana bunlar çok ağır geliyor
Sırtım kambur, başım önümde,
Gözlerim yaşlı
Gidiyorum işte Ey Sevgili!
Tıpkı istediğin gibi...

Hayallerini kurduğumuz şeyleri
Tek başıma,
İçimdeki senle yaşamaya gidiyorum
Yüküm artık öyle ağır ki
Sırtım kambur, başım önümde,
Gözlerim yaşlı
Gidiyorum işte Ey Sevgili!
Tıpkı istediğin gibi...
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
3 Ekim 2006       Mesaj #345
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Adını Funda Oteli Koy

Adını funda oteli koy
Aklından gelip geçen bir yazın
Ve akşam güneşlerinde orda burda
Bir deniz kıyısında, eski bir yıkıntıda
İnce ince gezinen turuncu adamların.

Adını funda oteli koy
Sevdamızın da adını
Ayakları dibinde gün batımının.
Ve ağzında binlerce güneşin tadı
Dilinin ucunda yalnızca kendi adın.

Çünkü sevdikçe beni sen kendini tanıdın.
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
4 Ekim 2006       Mesaj #346
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
YAĞMUR MEVSİMİ

sonsuz karanlığına hazırlanan
yokluğunu oya gibi işlediğim gecenin kör saatlerinde
akrep yelkovana saldırırken
Bursa işi iki tarafı keskin hain bir bıçak
yüreğime değdi değecek

yokluğunda
anılar dolu dizgin üzerime yığılırken
yalnızlığıma ortak duvarlar kör ve sağır
ve şiirlerim kanarken
gözlerinde denizin mavisi
ellerinde papatya
ayrılık ve yalnızlığımı gizlediğim
karanlık zamanlardan çıkar gelirsin
sesim kilitlenir
dilim kırık

sen geldin diye
papatyalar içinde bahar dolar odama
sen geldin diye
göç mevsimini unutur kuşlar
sen geldin diye
en kuytu köşelere gizlenen yarım sevdaların külleri toplanır

sonra
kuruyan dallarından can suyu çekilmiş
sararan yapraklar kadar aceleci
ve damardan boşalan kan gibi çıkar gidersin

gitmeseydin
gözlerine benzer denizleri ve gökyüzünü
ve nehirleri anlatacaktım
gitmeseydin
kum fırtınalı çöllerden çıkacak
dağların koyaklarında biriken buzlara dalıp
nehirlere kavuşacaktık
gitmeseydin
zamanın sonsuzluğunda
rotasız pusulasız yollara çıkacaktık
gitmeseydin
gökten düşen üç elmayı paylaşacaktık

şimdi gidişinle
şarap rengi gözlerimde yağmur mevsimi başlar

MARLON - avatarı
MARLON
Ziyaretçi
4 Ekim 2006       Mesaj #347
MARLON - avatarı
Ziyaretçi
Beni görme diye
Zamanı geceye çevirdim;
Yıldız gözlerine mil çekip,
Dolunayı kurtlara yedirdim..
Unutmuştum ateşböceklerini,
Işıltılarında yol bulup yanıma geldin..
Çünkü seni çok sevdim...

Beni duyma diye
Araya dağları diktim!...
Rüzgarın hızını,
Kuşun kanadını kestim...
Gene de
Saatimin kurgusunda güç,
Yüreğimin atışında sestin..
Çünkü seni çok sevdim...

Beni bulma diye
Adres değiştirdim!...
Terk edip yaşadığım şehri,
Çöllere gittim...
Kum fırtınalarında özlemi savurup,
Savanlarda seni bekledim..
Çünkü seni çok sevdim...

Beni sevme diye
Yönümü çevirdim!...
Cennettin sen, gidip cehenneme girdim,
Gene de
Küllerimi göğsüne gül,
Günahlarımı su yapıp
Ateşlerime serptin..
Çünkü seni çok sevdim...

Çünkü seni çok sevdim!...
Çünkü sen de beni sevdin.....
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
4 Ekim 2006       Mesaj #348
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
Karanlığın Gözleri
şimdi yoksun
seni düşünebilirim artık
tutar ellerini öperim uzun uzun
kimseler ayıplayamaz beni
yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar
işte gözlerin işte dudakların
senin olan ne varsa karşımda duruyor
ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
sevdiğim şarkıları söyletiyorum dudaklarına
ve hoyrat ellerimle seni
her gün biraz daha güzelleştiriyorum
bütün resimler sana benziyor
hayret
bütün aynalarda sen varsın
nereye gitsem peşimden geliyorsun
şimdi sigarasın dudaklarımda
biraz sonra beyaz bir kağıt
ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın
kimse yokluğunda bunca sevilmedi
kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
saçların böyle daha güzel
sen daha güzelsin
gelecek mutlu günlerin ışığında
her şey daha güzel
ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
ve seni bin yıl daha
ayrılıklar içinde sevmek isterdim
ama biliyorsun nihayet ben de bir insanım
umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
hiç gelmeyeceksin sanıyorum
o zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
katran gibi bir yalnızlık sarıyor içimi
yalnızlığımdan utanıyorum
beni sevmesen ölürdüm
beni sevmesen bir çakıl taşıydım şimdi
beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
kördüm bir at kadar
ölümden acıydım ölümden beterdim
beni sevmesen
dünyayı bütün insanlara zindan ederdim
beni bu kadar saracak ne vardı
kanıma girecek
göz bebeklerime oturacak
bir sen fani gibi dudaklarımdan eksilmeyecek
ne vardı
hiç karşıma çıkmasaydın
bu kör olası gözler görmeseydi seni
ne vardı güzelliğini bilmeseydim
bir dua gibi bellemeseydim adını
ne vardı bütün gece
gözlerimi tavana dikerek
seni düşünmeseydim
belki karşımda değilsin yanılıyorum
bu gözler senin gözlerin değil
aldatıyorlar beni
karanlığın gözleri olmalı bunlar
bana böylesine keder veren
gülmeyi,yaşamayı haram eden
bir karanlığın gözleri olmalı
öyleyse sen hiçbir yerde yoksun
sana hiçbir zaman yaklaşamayacağım
yalan bu geçici sevinç,bu nur,bu ışık
bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
bu kadeh içki gibi aydınlık
ne dedimse inanma
seni değil kendimi anlatıyorum
sen istediğin kadar
varlığın ta kendisi ol
ölümsüzlüğün ta kendisi
ben günden güne yok olmaktaydım
bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
anlıyor musun
gökyüzü güneş olsa

sensiz karanlıktayım.

Ümit Yaşar OĞUZCAN
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
4 Ekim 2006       Mesaj #349
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kaç kez gittim senden!

kaç kez gittim senden.
yanilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin, ama yoktun. her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin.
...
kaç kez gittim senden.
yine sana döndüm, her defasında sana döndüm, zemherilerde yere düşürülmüş bir çiçek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde.
yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
...
kaç kez gittim senden.
kendimden gittim. tanımlanmamış yenilgilerimde tek bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde.
işte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm. kendimle döndüm, sen olmadın.
her yeni buluşmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
kimbilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan.
yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın.
...
kaç kez gittim senden.
kendimden gittim sonunda. tanımlanmamış yenilgilerdi. bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde.
sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıkarımsa yalnızca sanaydı.
yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana. olmazdı sevdiğim.
her sözün ayrılık üzre fermanlandı ve sen her zamankinden daha çok yoktun
...
kaç kez gittim senden.
yine sana döndüm, her defasında sana döndüm.
ellerimi eski sıcaklığınla tutman yeterliydi, bilirdin ama sen her zamankinden daha çok yoktun.
kaç kez gittim senden.
kaç kez yine sana döndüm.
...
anlatmak yetmez sevdiğim; anlamak yetmez.
birgün sensizliği sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde. gözlerinde çiğ tanesi ıslaklıklar.
buz kesecek elin, ayağın.
sarsılacaksın!
bir anı seçeceksin kendine; bu kez hayal olma sırası bana gelecek. dudaklarında çok sevdiğimi bildiğin o şarkı: Seni Seviyorum...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
4 Ekim 2006       Mesaj #350
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kelebeklerin Ömrü
İlkbaharın son günleri olmasına rağmen, yağmur, sabahtan beri durmaksızın yağıyordu. Adam elindeki raporu masasının üzerine bıraktı ve başını kaldırarak karşısındaki genç kıza baktı. Kız, gözlerinde biriken yaşları eliyle sildikten sonra adama döndü ve
"Ta başından beri biliyordun,değil mi?" diye sordu.
"Evet" diye cevap verdi adam.
Ta başından, kızı ilk muayene ettiği dört gün öncesinden beri biliyordu.
"Çok güzel oynadın doğrusu rolünü" dedi, kız.
Adam cevap vermedi, yüzünü pencereden yana çevirdi ve dört gün öncesini düşündü. Kızın muayenehanesine geldiği ilk günü. 24-25 yaşlarındaydı. O gün de bugünkü gibi yalnız başına gelmişti. Uzun boyu, kısa küt kesilmiş kumral saçları, renkli gözleriyle etkileyici bir güzelliği vardı. Yüzünde hafif bir endişe, yanaklarında belki biraz utanmanın verdiği pembelik gözleniyordu.
"Sağ göğsümde üç aydır bir sertlik fark ettim. Ağrısı yok, geçer dedim, aldırmadım, ama geçmedi işte" demişti.
Kısa bir öykü alma sonrası muayene odasına geçtiler. Kız, çekingen tavırlarla soyundu ve uzandı. Adam,kızın göğsüne ilk dokunduğu anda gerçeği anladı. Bu kız kanserdi! Ve hem de çok gecikmişti. Koltuk altı da bezelerle doluydu işte. Belki yüzlerce meme hastası olmuştu ama ilk defa bu kadar genç yaştakine rastlamıştı. O dakikadan itibaren oynamaya, rol yapmaya başladı adam. Kızın endişesini dağıtmak için ne şaklabanlıklar yapmamıştı ki.
"Pek önemli bir şey gibi durmuyor. Ama buradan küçük bir parça almam lazım."
"Patoloji için mi yani?" diye sordu kız.
"Yok canım" dedi adam, "kendi özel koleksiyonum için, yani bu kadar güzel göğse pek sık rastlanmıyor da, bir hatıra almam şart oldu."
Birlikte güldüler. Kızın artık gülen yüzünde korkunun ve kaygının görünümü kalmamıştı. Ta ki bugüne kadar.
Yüzünü pencereden, odaya geri çevirdi adam. Hiç istemediği halde kızla göz göze geldiler.
"Yani şimdi, dört gün boyunca huzurlu uyuduğum için sana teşekkür mü borçluyum?"
Yoo, hayır, teşekkür beklemiyordu adam. Bu dört gece boyunca onun uykusuzluğunu, kaygısını ve korkusunu devralmıştı. Ve şimdi geri veriyordu bunları genç kıza, onun geride kalan ömrü boyunca, bir daha beyninden hiç çıkmamasıca...
Kız, oturduğu koltuktan kalkmış, küçük odanın içinde bir-iki tur atmış ve şimdi pencerenin önüne gelmişti. Göğsünün tümüyle alınacağını öğrenmişti.
Ağlamıyordu artık.
Sesinde isyanın, öfkenin ve kadere lanetin olması gereken tonlaması da yoktu ne yazık ki.
Adam, onun tenine dokunsa buz gibi olduğunu hissedecekti.
"Çok canım yanacak mı?"
"Korktuğun kadar değil" dedi adam.
Bu sorulara hazırlıklıydı beyni. Bunlar kolay sorulardı.
"Saçlarım dökülecek değil mi?"
"Evet, ama yerine yenisi hem de daha gür çıkacak"
"Ya, alınan göğsümün yerine yenisi çıkacak mı?"
"Eğer sen istersen, plastik cerrahlar yerine o kadar güzel bir göğüs yaparlar ki, sağlam göğsünü bile almam için bana yalvarırsın."
Kız, burnunu ve dudaklarını cama iyice yapıştırdı. Adama döndüğünde camda dudaklarının izi kalmıştı.
"Bu izi hiç silme olur mu?" dedi kız.
"Ben öldükten sonra bile bu iz burada kalsın. Sahi çok uzak değil ölümüm değil mi?"
İşte adamın korktuğu soru gelmişti. Nasıl da gafil yakalanmıştı, o çok övündüğü, o yanından hiç ayırmadığı kıvrak zekası, hazır cevaplılığı. Nasıl söyleyebilirdi ona, son iki yılı acılar içinde geçecek en fazla dört, bilemedin beş yıllık ömrü olduğunu? Nasıl söyleyebilirdi, son altı ayında, her sabah uyandığında tanrıdan canını bir an önce alması için yalvaracağını.. Nasıl söyleyebilirdi ona, kelebeklerin ömrünün kısa olduğunu?
Tek çaresi vardı adamın, yalan söylemek, pespembe mutluluk tabloları çizerek polyanna rolünü ustaca oynamak. Konuştu, anlattı, güldü, güldürdü. Riyakarlığı iyi beceriyordu doğrusu. Kız artık iyice rahatlamış gibiydi. Çocukluğundan bahsetti adama, ilk aşkından, sonraki sevgililerinden, işinden...
"Ben portföy yöneticisiyim"
"Ne demek o?"
"Yani bir bankada, yatırım danışmanıyım. İstersen senin portföyünü de ben yöneteyim"
"Hayır canım, gerekmez. Benim işim de hastalarımın portföyünü boşaltmak."
Vedalaştıktan sonra kapıya doğru yürüdü genç kız, sonra döndü ve,
"Neden seni seçtim biliyor musun?" dedi.
"Bu konuda buralarda benden iyisi yok ta ondan."
"Sen öyle san"
"O halde, ben çok yakışıklıyım onun için."
"Haydi canım sen de" dedi kız, gülüştüler.
"Sende başka bir şey var; huzur veren, rahatlatan, güldüren değişik bir şey işte... Senin elinde ölüme gitmek bile zevkli olacak"
Kız çıkmıştı.
Adam camında dudak izi olan pencereyi açtı.
Başını dışarı uzatıp gökyüzünü seyretti bir süre. Tekrar içeri girdiğinde gözlüklerinin altındaki damlaları sildi.
Yağmur, çoktan durmuştu oysa…


Benzer Konular

6 Kasım 2015 / ThinkerBeLL X-Sözlük
11 Mart 2012 / Mira Edebiyat
 Sonsuz
14 Şubat 2013 / buz perisi Matematik